Atölye Yoga

YOGA VE TERAPİ
EVİNE HOŞGELDİNİZ

Bizimle veya yogayla tanışmak isterseniz,
ücretsiz deneme seansına katılabilirsiniz.

BAŞLANGIÇ KURSU

Pazartesi 20:00

4 seanstan oluşan ve 4 hafta boyunca süren başlangıç kursu sayesinde yoganın bütüncüllüğüne dair iyi bir fikir edinebilirsiniz. Her seans farklı bir eğitmen tarafından, farklı bir tarz ve bakış açısını deneyimlemeniz için titizlikle düzenlendi. Hem yeni başlayanlar, hem bilgi tazelemek isteyenler için ideal.

AÇIK SINIF YOGA

Her Salı-Cmts-Pazar 17:30

Yogayla tanışmak ve pratiğinizi geliştirmek için staj dersleri güzel bir imkan. Ücret ödemeden her seviyeye uygun Hatha Yoga sınıflarından faydalanabilirsiniz.

İLERİ SEVİYE YOGA EĞİTİMİ

5 Ocak 2018

SensingBodyAcademy kurucu hocası Neval Aras, 100 saatlik İleri Seviye Yoga Uzmanlık Programı süresince öğrencileri destekleyerek rehberlik edecek ve gelişim süreçlerinde işlenmesi gereken konuları, farklı tarzlar, eski ve yeni yaklaşım, gelişen ve değiştirici etki sunan anatomik ve bütünsel yaklaşım bilgileri kapsamında öğrencilerimize aktaracak. Ayrıntılar için etkinlik sayfasına göz atmayı unutmayın.

YOGA YOLCULUĞUNUZA
ATÖLYE YOGA'DA BAŞLAYIN

Bizimle tanışmak isterseniz, deneme
seansına ücretsiz katılabilirsiniz.

HAKKIMIZDA

Atölye Yoga'yı kurarken amacımız yoga tekniklerini öğrenmek isteyenlere, şifa arayanlara ve öğrendiklerini paylaşmak isteyen yoga eğitmenlerine sıcak ve güvenilir bir ortam yaratmaktı. Kısa zamanda severek geldiğiniz bir yere dönüşmüş olmak bizi mutlu etti.

Yoga öğretisine uygun olarak bedeni bir bütün olarak görüyor ve bizimle yoga yapanların bedenlerinin kapasitesini, limitlerini ve en önemlisi şu andaki halini tanımasına yardımcı olmak istiyoruz. Amacımız her bedenin birbirinden farklı olduğunu unutmadan ve hatırlatarak sizi yogaya değil, yogayı size adapte etmek. Refleksoloji, Kroniosakral, derin doku ve Thai masajı terapileri ile de farkında olunan ve olunmayan sorunların daha rahat çözülmesine katkıda bulunmayı arzuluyoruz.

Atölye Yoga kendinizi evinizde gibi hissettiğiniz, mutfaktan çayınızı, kitaplıktan kitabınızı alıp güzel bir manzara eşliğinde seans önceleri ve sonraları vakit geçirebileceğiniz bir yer. Hem birlikte olmanın tadını çıkarabilmeniz hem de kendinize yalnız bir gözle bakabilecek bir ortam bulabilmeniz için sizi Atölye Yoga'ya bekliyoruz.

ADRES

  • Güvenlik cad. 125/3
  • A.Ayrancı / Ankara

İLETİŞİM

BİZİ TAKİP EDİN

PROGRAM | Atölye Yoga

PROGRAM

Haftalık program ve yoga stilleri hakkında bilgi

PAZARTESİ

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 18:30 - 19:45
    Postür
    Anıl Tosun
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 20:00 - 21:00
    Başlangıç Kursu
    Nilüfer Çekin

SALI

  • 10:30 - 11:45
    Hatha Yoga
    Esra Doğan
  • 12:15 - 13:15
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Gülden Ortaç
  • 18:00 - 18:30
    Meditasyon
    Çağrı Tosun
  • 18:30 - 20:00
    Ashtanga
    Melike Özcan
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Yoga
    Anıl Tosun
  • 20:15 - 21:30
    Hatha Flow
    Meltem Tunçay
  • 20:30 - 21:30
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun

ÇARŞAMBA

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 18:00 - 19:15
    Hamile Yogası
    Anıl Tosun
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Flow
    Burcu Anık
  • 19:30 - 21:00
    Pawanmukta
    Meltem Tunçay
  • 20:30 - 21:30
    Hatha Flow
    Gökhan İnan

PERŞEMBE

  • 10:30 - 11:45
    Hatha Yoga
    Esra Doğan
  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Sinem Yılmaz
  • 18:00 - 18:30
    Meditasyon
    Çağrı Tosun
  • 18:30 - 20:00
    Ashtanga
    Melike Özcan
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Yoga
    Çağrı Tosun
  • 20:30 - 21:30
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun

CUMA

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Yoga
    Anıl Tosun
  • 19:00 - 20:15
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun
  • 19:30 - 21:00
    Hatha Yoga
    Meltem Tumçay

CUMARTESİ

  • 11:30 - 12:45
    Hamile Yogası
    Nilüfer Çekin
  • 13:00 - 14:30
    Hatha Flow
    Sinem Yılmaz
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Emrah Kan

PAZAR

  • 11:30 - 12:45
    Hatha Flow
    (EN) Burcu Anık
  • 13:00 - 14:30
    Yin Yoga
    Nilüfer Çekin
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Samet Topuz

STİLLER

HATHA YOGA

20. yüzyıldan itibaren batıda, yoga deyince Hatha Yoga kastedilmiştir. Aslında nihai amacı aşkınlık olan yoganın fiziksel tekniklerini sistematize eden koludur. Bu teknikler fiziksel duruşları (asana), nefes çalışmalarını (pranayama) ve mudra, bandha gibi uygulamaları içerir.

Hatha Yoga seanslarımız bu teknikleri kişiye adapte ederek kişinin kendini geliştirmesi için çeşitli olanaklar sunar. 'Kişi yogaya uymaz, yoga kişiye uyar.' fikri ile hazırladığımız seanslarımız her seviyeye uygundur.

YİN YOGA

Yin Yoga Hindistan'ın yogasıyla Çin'in tıbbını birleştirmiş bir Hatha Yoga uygulamasıdır. Yang diye tabir edilen ve günümüzde popüler olan aktif stillerin aksine durağan ve pasif bir yoga stilidir. Bu yüzden de düzenli yoga yapanlar ve aktif hayat tarzı olan insanlar için yarattığı dengeleyici etkiyle son yıllarda hızla yayılmaktadır.

Yin Yoga'da duruşlarda uzun kalınarak kaslar pasif bırakılır ve bedenin her yerinde yer alan bağlayıcı dokular hedef alınır. Bedeni yavaş ve güvenli bir şekilde açarak, zihni sakinleştirmeyi ve odaklamayı hedef alan Yin Yoga seanslarımız her yaştan herkese açıktır.

Hatha Flow

Hatha Flow duruşların birbirine özel bir akışla bağlandığı ve bu yönüyle yoga duruşlarından en fazla faydayı amaçlayan Hatha Yoga uygulamasıdır.

Bu stilde nefes asanalar ile birlikte hareket eder ve böylece hem nefes hem beden farkındalığını geliştirmek hedeflenir. Seanslarımızdeki aktif ve akıcı çalışmalarla kişi zorluklar karşısında nasıl sakin kalabileceğini ve zihnini odaklayabileceğini deneyimler.

Ashtanga Yoga

Ashtanga Vinyasa Yoga 20. yüzyılda Hindistan'dan popüler hale gelerek dünyaya yayılmış bir Hatha Yoga uygulamasıdır. Günümüzdeki bir çok fiziksel olarak talepkar olan yoga stilleri Ashtanga Yoga'dan türetilmiştir.

Ashtanga Yoga hep aynı seriyi takip eder. Seansa göre değişiklikler ve kişiye özel modifikasyonlar yapılır ve katılımcının bu seride gelişerek hareket halindeyken zihnini odaklayabilmesi hedeflenir. Ashtanga Yoga yeni başlayanlar hariç her seviyeye uygundur.

Başlangıç Kursu

Başlangıç kursu 4 hafta boyunca süren ve 4 seanstan oluşan mini bir yogaya başlangıç eğitimidir. Her seans değişik bir uzman tarafında verilir ve yoganın bütüncül yapısına dair bir fikir verme hedeflenir.

Kurs boyunca yin yoga, hatha flow ve hatha yoga çeşitlerini deneyimleyip kişi ilk aşamada kendisi için hangisi en uygun öğrenebilir. Ayrıca başlangıç seanslarında kişiye bedenini nasıl kullanırsa daha güvenli ve uzun ömürlü yoga yapabileceği anlatılır.

Hamile Yogası

Anne adaylarının daha rahat bir hamilelik dönemi geçirmesini, bu dönemi eğlenceli bir deneyime dönüştürmesini amaçlayan Hamile Yogası, Hatha Yoga'nın duruşlarından alıntı yapılarak hazırlanmış bir dizi egzersiz programıdır.

Program doğum esnasında ve yaşam boyunca kullanılabilecek rahatlama ve nefes tekniklerinden, güçlendirici fiziksel duruşlardan, derin gevşeme ve meditasyondan oluşur. 12.haftayı tamamlamış ve doktorundan onay almış her hamile seanslara katılabilir.

Çocuk Yogası

Çocukların da kendileri ile kalmaya kendilerini dinlemeye ve tanımaya ihtiyaçları vardır. Yoga, çocuğun kendini keşfetmesine, kendini yargılamadan dinlemesine ve gözlemlemesine yardımcı olur.

Çocuk yogası seanslarında hikayeler ve oyunlar aracılığı ile çocukların eğlenerek yoga duruşlarını deneyimlemeleri amaçlanır. Oyunlar aracılığıyla çocuğun kendisini rahatlıkla ifade etmesine, duygularını özgürce paylaşmasına olanak sağlanır.

Yoga ile çocuk, bütünün bir parçası olduğunu, her bir parçanın kendine özgü ve değerli olduğunu öğrenir. Rekabetten uzak, kazanan ve kaybedenin olmadığı bir dünyayı görür ve birlikte olmanın keyfini çıkarır.

PROGRAM | Atölye Yoga

PROGRAM

Haftalık program ve yoga stilleri hakkında bilgi

PAZARTESİ

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 18:30 - 19:45
    Postür
    Anıl Tosun
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 20:00 - 21:00
    Başlangıç Kursu
    Çağrı Tosun

SALI

  • 10:30 - 11:45
    Hatha Yoga
    Esra Doğan
  • 12:15 - 13:15
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Öykü Tokalı
  • 18:00 - 18:30
    Meditasyon
    Çağrı Tosun
  • 18:30 - 20:00
    Ashtanga
    Melike Özcan
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Yoga
    Anıl Tosun
  • 20:15 - 21:30
    Hatha Flow
    Sinem Yılmaz
  • 20:30 - 21:30
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun

ÇARŞAMBA

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Gökhan İnan
  • 18:00 - 19:15
    Hamile Yogası
    Nilüfer Çekin
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Flow
    Burcu Anık
  • 19:30 - 21:00
    Pawanmukta
    Meltem Tunçay
  • 20:30 - 21:30
    Hatha Flow
    Gökhan İnan

PERŞEMBE

  • 10:30 - 11:45
    Hatha Yoga
    Esra Doğan
  • 12:15 - 13:15
    Hatha Flow
    Sinem Yılmaz
  • 18:00 - 18:30
    Meditasyon
    Çağrı Tosun
  • 18:30 - 20:00
    Ashtanga
    Melike Özcan
  • 19:00 - 20:15
    Hatha Yoga
    Çağrı Tosun
  • 20:30 - 21:30
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun

CUMA

  • 12:15 - 13:15
    Hatha Yoga
    Anıl Tosun
  • 19:00 - 20:15
    Yin Yoga
    Çağrı Tosun
  • 19:30 - 21:00
    Hatha Yoga
    Meltem Tunçay

CUMARTESİ

  • 11:30 - 12:45
    Hamile Yogası
    Nilüfer Çekin
  • 13:00 - 14:30
    Hatha Flow
    Sinem Yılmaz
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Ceyda Pekşen

PAZAR

  • 11:30 - 12:45
    Hatha Flow
    (EN) Burcu Anık
  • 13:00 - 14:30
    Yin Yoga
    Nilüfer Çekin
  • 17:30 - 18:45
    Açık Sınıf
    Gülden Ortaç

STİLLER

HATHA YOGA

20. yüzyıldan itibaren batıda, yoga deyince Hatha Yoga kastedilmiştir. Aslında nihai amacı aşkınlık olan yoganın fiziksel tekniklerini sistematize eden koludur. Bu teknikler fiziksel duruşları (asana), nefes çalışmalarını (pranayama) ve mudra, bandha gibi uygulamaları içerir.

Hatha Yoga seanslarımız bu teknikleri kişiye adapte ederek kişinin kendini geliştirmesi için çeşitli olanaklar sunar. 'Kişi yogaya uymaz, yoga kişiye uyar.' fikri ile hazırladığımız seanslarımız her seviyeye uygundur.

YİN YOGA

Yin Yoga Hindistan'ın yogasıyla Çin'in tıbbını birleştirmiş bir Hatha Yoga uygulamasıdır. Yang diye tabir edilen ve günümüzde popüler olan aktif stillerin aksine durağan ve pasif bir yoga stilidir. Bu yüzden de düzenli yoga yapanlar ve aktif hayat tarzı olan insanlar için yarattığı dengeleyici etkiyle son yıllarda hızla yayılmaktadır.

Yin Yoga'da duruşlarda uzun kalınarak kaslar pasif bırakılır ve bedenin her yerinde yer alan bağlayıcı dokular hedef alınır. Bedeni yavaş ve güvenli bir şekilde açarak, zihni sakinleştirmeyi ve odaklamayı hedef alan Yin Yoga seanslarımız her yaştan herkese açıktır.

Hatha Flow

Hatha Flow duruşların birbirine özel bir akışla bağlandığı ve bu yönüyle yoga duruşlarından en fazla faydayı amaçlayan Hatha Yoga uygulamasıdır.

Bu stilde nefes asanalar ile birlikte hareket eder ve böylece hem nefes hem beden farkındalığını geliştirmek hedeflenir. Seanslarımızdeki aktif ve akıcı çalışmalarla kişi zorluklar karşısında nasıl sakin kalabileceğini ve zihnini odaklayabileceğini deneyimler.

Ashtanga Yoga

Ashtanga Vinyasa Yoga 20. yüzyılda Hindistan'dan popüler hale gelerek dünyaya yayılmış bir Hatha Yoga uygulamasıdır. Günümüzdeki bir çok fiziksel olarak talepkar olan yoga stilleri Ashtanga Yoga'dan türetilmiştir.

Ashtanga Yoga hep aynı seriyi takip eder. Seansa göre değişiklikler ve kişiye özel modifikasyonlar yapılır ve katılımcının bu seride gelişerek hareket halindeyken zihnini odaklayabilmesi hedeflenir. Ashtanga Yoga yeni başlayanlar hariç her seviyeye uygundur.

Başlangıç Kursu

Başlangıç kursu 4 hafta boyunca süren ve 4 seanstan oluşan mini bir yogaya başlangıç eğitimidir. Her seans değişik bir uzman tarafında verilir ve yoganın bütüncül yapısına dair bir fikir verme hedeflenir.

Kurs boyunca yin yoga, hatha flow ve hatha yoga çeşitlerini deneyimleyip kişi ilk aşamada kendisi için hangisi en uygun öğrenebilir. Ayrıca başlangıç seanslarında kişiye bedenini nasıl kullanırsa daha güvenli ve uzun ömürlü yoga yapabileceği anlatılır.

Hamile Yogası

Anne adaylarının daha rahat bir hamilelik dönemi geçirmesini, bu dönemi eğlenceli bir deneyime dönüştürmesini amaçlayan Hamile Yogası, Hatha Yoga'nın duruşlarından alıntı yapılarak hazırlanmış bir dizi egzersiz programıdır.

Program doğum esnasında ve yaşam boyunca kullanılabilecek rahatlama ve nefes tekniklerinden, güçlendirici fiziksel duruşlardan, derin gevşeme ve meditasyondan oluşur. 12.haftayı tamamlamış ve doktorundan onay almış her hamile seanslara katılabilir.

Çocuk Yogası

Çocukların da kendileri ile kalmaya kendilerini dinlemeye ve tanımaya ihtiyaçları vardır. Yoga, çocuğun kendini keşfetmesine, kendini yargılamadan dinlemesine ve gözlemlemesine yardımcı olur.

Çocuk yogası seanslarında hikayeler ve oyunlar aracılığı ile çocukların eğlenerek yoga duruşlarını deneyimlemeleri amaçlanır. Oyunlar aracılığıyla çocuğun kendisini rahatlıkla ifade etmesine, duygularını özgürce paylaşmasına olanak sağlanır.

Yoga ile çocuk, bütünün bir parçası olduğunu, her bir parçanın kendine özgü ve değerli olduğunu öğrenir. Rekabetten uzak, kazanan ve kaybedenin olmadığı bir dünyayı görür ve birlikte olmanın keyfini çıkarır.

Uzmanlar | Atolye Yoga

UZMANLAR

ÇAĞRI'NIN HİKAYESİ

  • ÇAĞRI'NIN HİKAYESİ

    Benim yolum bugüne kadar iki anlatı ile derinlemesine kesişti: Yoga ve Vipassana Meditasyonu.

    ÇAĞRI'NIN HİKAYESİ

    İnsanın arayışı olanı biteni anlamaktan geçer. Tarihte bu arayışa ilham olmaya çalışan bir çok anlatı varolmuş. Benim yolum bugüne kadar bunlardan ikisi ile derinlemesine kesişti: Yoga ve Vipassana Meditasyonu.

    İlk önce yogayla tanıştım. Kendime güvenimi tazeleyen ve sağlığıma iyi gelen bir süreç oldu başlarken. Daha sonra Vipassana ile karşılaştım, Buda'nın öğretisi ile. Hayatım boyunca kurduklarımın yıkımı başladı. Kendim dediğim şeyin çaresizliği ve her yeri kaplayan kafa karışıklığı ile kalmayı başarınca hem varoluş hem de yogayla ilgili her şey değişmeye başladı.

    Yoga kendini kaybetme ve kendini bulma yolunda etkili araçlar sunan bir teknikler bütünü. Her duruş, her nefes izlemeye bir davet. Benimle yoga yapmaya gelenlere yayılmasını istediğim en önemli mesaj da bu: ısrarla ve sabırla izlemek.

    Yin, Hatha

  • ANIL'IN HİKAYESİ

    ‘Bir can var canında, o canı ara / Beden dağında gizli hazineyi ara / Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara / Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara’ - Rumi

    ANIL'IN HİKAYESİ

    Benimkisi şifa ve yeni meslek arayışıydı başlarda... Yoga ile şifa alırken verebilmenin, verdikçe alabilmenin mümkün olduğunu gördüm. Derken Vipassana ile çakıştı yolum - gözlem temelli, kendini keşif çabası. Böylece durup izlemenin kıymetini anladım. Günümüzde durmak, zamanın aceleci ve daima meşgul anlarına ara vermek pek de kolay değildir. Yoga kişiye durabileceği, bedenini, duygularını ve duyumlarını gözlemleyebileceği bir alan açar. Onlara tutunmadan ve onları itmeden izleyebildikçe her birinin geçiciliği fark edilir. Nitekim her yeni varoluş, kendi yokoluşu ile hemhaldir.

    Çalışmalarımda amacım kişinin bu alanı keşfetmesine yardımcı olmak. Kendi kendini gözlemin ve geçiciliğin yegane unsur olduğu bu alanda seraba düşmek serbest, onu hakikat sanmadığın sürece...

    Hatha, Hamile yogası

    Refleksoloji

  • GÖKHAN'IN HİKAYESİ

    Bedensel değişimin, zihni, ruhu ve var olma kabiliyetini derinden etkilediğine tanıklık etmek, heyecanlı ve önemli bir süreçti.

    GÖKHAN'IN HİKAYESİ

    Yogaya 2007 yılında yaşadığım diz sakatlanması üzerine başladım. Ameliyat öngörülen dizim; yoga çalışmaları, bedene ve onun sınırlarına saygı, anlayış ve şefkatle yaklaşık altı ay içinde tamamen düzeldi. O dönemden beri yoga ve beden disiplinleriyle ilgileniyor, bu alanda okumaya ve araştırmaya devam ediyorum. Bedenin daha ince tabakalara açılan değerli bir kapı olduğunu düşünüyorum.

    Bedensel değişimin, zihni, ruhu ve hayatta kalma kabiliyetini derinden etkilediğine tanıklık etmek, heyecanlı ve önemli bir süreçti. Ders vermekteki amacım da yaşadığım deneyimleri keyifli bir biçimde aktarmak.

    Hatha

    Derin doku masajı

  • SİNEM'İN HİKAYESİ

    Yoganın bir oyuncu ve müzisyen olarak ama her şeyden evvel bir insan olarak bana kattıklarından dolayı minnettarım.

    SİNEM'İN HİKAYESİ

    Yogayla 2007 yılında tanıştım. O günden beri benim yolu oldu yoga - evrenle aramdaki bir sihir gibi. Son nefesime kadar bitmeyecek bir öğreti ve sağlığımın anahtarı... Bir oyuncu ve müzisyen olarak ama her şeyden evvel bir insan olarak bana kattıklarından dolayı minnettarım.

    Ne olursanız, kim olursanız olun yoga size de iyi gelecektir. Işığım ışığınız olsun.

    Hatha

  • NİLÜFER'İN HİKAYESİ

    Kişinin yalnızca kendi çabasıyla özüne ulaşabileceği bu deneyim yolunda yin yoga ve sessiz yogam Thai masajı ile insanlara yardımcı olmayı amaçlıyorum.

    NİLÜFER'İN HİKAYESİ

    Arayışlarım iş hayatıyla tanışmamdan çok kısa bir süre sonra ne yapıyorum ben sorusuyla başladı. Önce yoga girdi hayatıma.

    İlk defa Yin Yoga ile durmayı, meditasyonla kendimden kaçmak yerine duygu ve duyumlarıma bakmayı öğrendim. Hatha ve Yin Yoga eğitimlerinden sonra Thai Masajı ile tanıştım. Thai masajını, iki kişinin yaptığı bir çeşit yoga, masaj yapılan kişi için tembel yogası, yapan için ise masaj süresince iki kişilik bir meditasyon olarak görüyorum - karşıdaki şifalanırken yapanın da şifalandığı...

    Kişinin yalnızca kendi çabasıyla özüne ulaşabileceği bu deneyim yolunda ben, yin yoga ve sessiz yogam Thai Masajı ile insanlara yardımcı olmayı amaçlıyorum.

    Hatha, Yin, Hamile Yogası

    Thai masajı

  • MARİYA'NIN HİKAYESİ

    Bedensel değişimin, zihni, ruhu ve var olma kabiliyetini derinden etkilediğine tanıklık etmek, heyecanlı ve önemli bir süreçti.

    MARİYA'NIN HİKAYESİ

    2004 senesinde Almanya'da yaşarken bu derin ve bilge öğreti ile tanıştım.

    Mental bir birliktelik ile başlayan yolculuğum bedenimin de bu yolculuğa çıkması ile beraber, güçlenmemi, iyileşmemi ve zenginleşmemi sağladı.

    Artık bu zenginliği ve derinliği insanlar ile paylaşarak onların da bu öğretiden yararlanmasına çalışıyorum. Çalışıyorum ve inanıyorum ki, yoga yapan insan sayısının artması ile birlikte dünya çok daha iyi bir yer haline dönebilir.

    Hatha, Hamile Yogası

  • MELTEM'İN HİKAYESİ

    Yoga benim kendi kendime, kendime dogru yürüdüğüm bir yol oldu. Parçası olduğum bütüne ve ben dedigime dair farkındalık...

    MELTEM'İN HİKAYESİ

    Yoga benim kendi kendime, kendime dogru yürüdüğüm bir yol oldu. Parçası olduğum bütüne ve ben dedigime dair farkındalık... Kazanılmış ya da kazanılacak olan değil her daim arayışında olduğum bir farkındalık.

    Derslerim ise herkesin kendi yolunda yürüyüşünü izlemek benim için. Sadece o anı paylaşmak...

    Yoluma ışık olan hocalarıma minnet, yolu yolum ile kesişen herkese şükran ile..

    Hatha

  • EKİN'İN HİKAYESİ

    Eğitim ve yoga pratiğim sırasında yoganın bir yerlerde saklanan çocukluğumuzla bizi buluşturduğunu, sorumluklardan ve rollerden arınmış kendimize biraz daha yaklaştırdığını fark ettim.

    EKİN'İN HİKAYESİ

    İş hayatım nedeniyle yaşadığım tükenmişlik duygusu sonucu hiçbir beklentim olmadan hatta umutsuzca yogaya başladım. Bu öğretinin beni bu kadar etkileyeceğini tahmin bile edemezdim. Bedenen ve zihnen şifalandıran bu öğretiyi başkaları ile paylaşmak istedim ve yoga eğitmenliği eğitimi almaya karar verdim. Eğitim ve yoga pratiğim sırasında yoganın bir yerlerde saklanan çocukluğumuzla bizi buluşturduğunu, sorumluklardan ve rollerden arınmış kendimize biraz daha yaklaştırdığını fark ettim.

    Eğitimimi tamamladıktan sonra ilk işim de çocuk gözüyle yogayı görmek ve anlamak için çocuk yogası eğitmenlik eğitimini almak oldu. Şu an çocuklara ders veriyorum ve her dersin sonunda kendimi çocukluğuma biraz daha yaklaşmış hissediyorum.

    Çocuk Yogası

  • MELİKE'NIN HİKAYESİ

    Ashtanga yoga akışta ve nefeste kalma haliyle beni her gün başka bir yolculuğa çıkarıyor, işte paylaşmak istediğimde tam bu, öğrencilerime kendi yolculuklarında eşlik etmek.

    MELİKE'NIN HİKAYESİ

    Bir gün annemin zihninde bir ışık yandı; enerjimi atabilmem için beni ilk yoga dersime götürdü. Böylece 2004’te Ashtanga ile yogaya gözlerimi açtım. 4 sene kesintisiz pratiğe devam ettikten sonra diğer tarzları tanımaya başladım.

    Uzun yıllar öğrenci kaldım, dinlemenin, izlemenin keyfini çıkardım. Her mata çıkış merkeze doğru bir yolculuktu benim için, sabretmeyi öğreten ve keşfetme arzusunu tetikleyen. Bildiklerimi paylaşma isteği, çıktığım unutulmaz bir yolculuktan sonra belirdi içimde ve yola koyuldum.

    Ashtanga yoga akışta ve nefeste kalma haliyle beni her gün başka bir yolculuğa çıkarıyor, işte paylaşmak istediğim de tam bu, öğrencilerime kendi yolculuklarında eşlik etmek.

    Ashtanga

  • BERİVAN'IN HİKAYESİ

    Kraniosakral Terapi sayesinde fiziksel sağlığımız ve ruhsal mutluluğumuz için gerekli olan her şeyin zaten sistemimizde mevcut olduğunu öğrendim.

    BERİVAN'IN HİKAYESİ

    Dönüşüm, teslimiyetle geliyor. Kendi bedenimdeki ve ruhumdaki teslimiyet ise 2013 yılında yoga eğitmeni olma yolunda attığım ilk adım ile başladı. Yogada anlatıldığı gibi hayatta ve bedenlerimizde dönüşüm önce dış katmandan başlıyor. Yogayla beraber, üzerime giydiğim tüm katmanlar teker teker soyulmaya başladığında yolum Vipassana meditasyonuna açıldı. Yoga, ruhumda, yüreğimde ve vücudumda olup bitene göz atmamı sağlarken, Vipassana meditasyonu sessizliği, o sessizliğin içinde durabilmeyi ve yanlız kalabilmeyi öğretti bana.

    Kraniosakral Terapi sayesinde ise bugün, fiziksel sağlığımız ve ruhsal mutluluğumuz için gerekli olan her şeyin zaten sistemimizde mevcut olduğunu öğrendim. Aslında tüm engelleri kendi zihnimiz ve bedenimiz yok ediyor (ya da yaratıyor). Benim bu yolculuktaki niyetim, birilerine bir an için bile olsa yolculuğunda eşlik edebilmek. Yol sensin, yolcu da sensin... dönüp dolaşıp varacağın yol da Sen'in yolun...

    Kraniosakral Terapi

Ücretler | Atölye Yoga

YOGA

Başlangıç Kursu
80 TL
4 DERS

4 hafta boyunca 4 başlangıç dersine katılım.

Bir kez kullanılabilir.

Tanışma Paketi
140 TL
1 Aylık

1 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

Sadece yeni üyeler için geçerlidir.

Bir kez kullanılabilir.

1440 TL
Bahar Paketi
1050 TL
6 AY

6 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

2 hafta süresince paketinizi dondurma imkanı.

Sadece peşin ödemelerde geçerlidir.

1 ay limitsiz paket
300 TL
AYLIK

1 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

3 ay limitsiz paket
260 TL
AYLIK

3 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

Peşin ödemede %5 indirim (780 TL yerine 740 TL).

6 ay limitsiz paket
240 TL
AYLIK

6 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

Peşin ödemede %10 indirim (1440 TL yerine 1300 TL).

12 ay limitsiz paket
195 TL
AYLIK

12 ay boyunca tüm seanslara limitsiz katılım.

Peşin ödemede %15 indirim (2340 TL yerine 1990 TL).

Tek seans
45 TL

Bir seansa katılım.

İlk defa gelenler için tek seans ücretsizdir.

4 seans
160 TL

1 ay içinde kullanılmalıdır.

10 seans
350 TL

3 ay içinde kullanılmalıdır.

Sınırsız Hamile Yogası
200 TL
1 Ay

Doktor onayı gereklidir.

REFLEKSOLOJİ

1 Seans
120 TL

Bir seans 60 dakika sürer.

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 140 TL'dir.

4 Seans
425 TL

Bir seans 60 dakika sürer.

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 500 TL'dir.

Size uygun tarihleri uzmanımızla ayarlayabilirsiniz.

THAİ MASAJI

1 Seans
150 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 180 TL'dir.

Bir seans 75-90 dakika arası sürer.

4 Seans
500 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 560 TL'dir.

Bir seans 75 -90 dakika arası sürer.

Size uygun tarihleri uzmanımızla ayarlayabilirsiniz.

DERİN DOKU MASAJI

1 Seans
125 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 140 TL'dir.

Bir seans 60-90 dakika arası sürer.

4 Seans
425 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 500 TL'dir.

Bir seans 60-90 dakika arası sürer.

Size uygun tarihleri uzmanımızla ayarlayabilirsiniz.

KRANİOSAKRAL TERAPİ

1 Seans
100 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 125 TL'dir.

Bir seans 60-90 dakika arası sürer.

4 Seans
360 TL

Yoga paketi sahibi olmayanlar için 420 TL'dir.

Bir seans 60-90 dakika arası sürer.

Size uygun tarihleri uzmanımızla ayarlayabilirsiniz.

İletişim | Atölye Yoga
Terapi | Atölye Yoga

KENDİNİZE VE SEVDİKLERİNİZE
EN İYİ HEDİYE: TERAPİ

Binlerce yıllık şifalandırma yöntemleri içinden iyi
olmak isteyen herkese uygun bir seçenek vardır.

TERAPİ SEÇENEKLERİ

REFLEKSOLOJİ

Refleks bölge terapisi olarak da bilinen Refleksoloji, ayaklardaki ve ellerdeki refleks alanlarının vücuttaki bütün bezlere, organlara ve bölümlere karşılık geldiği ilkesine dayanan bir bilimdir. Ayaklarda bulunan yansıma nokta ve bölgelerine baskı ve masaj uygulayarak yapılan tamamlayıcı bir tedavi yöntemidir. Yaklaşık 5 bin yıllık geçmişi olduğu bilinen refleksolojinin ilk uygulama yeri Çin.

Refleksoloji bize tüm hücrelere nüfuz etmiş ve bütün sistemler ve organlar arasında dolaşan canı, yaşam enerjisini gösterir. Bedenin kendi kendini iyileştirme sürecini harekete geçiren bu yöntem sinirsel gerilimin azalmasını, kan dolaşımının artmasını sağlar ve iç solunum dediğimiz hücre solunumuna yardımcı olur.

Refleksoloji ile hastalıkların tedavisine yardımcı olmak, tedavi sürecini hızlandırmak mümkün. Öte yandan yoğun stres ve gerginlik durumlarında, kronik yorgunluklarda etkili bir sağaltım yöntemidir.

Anıl Seren

THAİ MASAJI

Nuat phaen boran Thai, geleneksel medikal Thai masajı, kökleri 2500 yıldan öncelerine dayanan, yüzyıllarca tapınaklarda uygulanmış bir iyileştirme yöntemi ve sanatıdır. Bu teknik, Buda’nın arkadaşı ve kişisel fizik terapisti olan Dr. Shivago tarafından geliştirilmiştir ve zamanla özellikle Tayland’da Budist rahip ve rahibeler tarafından hem kendilerinin hem de hastaların üzerinde uygulanmış ve birçok rahatsızlığın iyileşmesini sağlamıştır. Masajın temelleri vücudu bir bütün olarak görmeye dayanır ve vücudu dengeye getirerek bedene şifa verir.

Thai medikal masajı, tüm doğu terapileri gibi enerjinin vücut içersindeki hareket kabiliyeti anlamına gelen Chi’nin hareketini arttırarak, vücut biyoritmini dengeye getirmeyi amaçlar. Kan dolaşımını canlandırır, düzenli nefes alışlarla oksijenin problemli bölgelere ulaşımını sağlar, eklemlerde ve kaslarda birikmiş olan toksinlerin vücuttan elimine edilmesine yardımcı olur ve böylece tüm organ ve dokular yeniden canlılık kazanır. Yumuşak, ritmik hareketler ve evrensel sevgi akışıyla vücut ve zihin birlikte rahatlar, kişinin harmonik bir denge içersine girmesi sağlanır.

Nilüfer Çekin

DERİN DOKU MASAJI

Derin doku masajı, kronik kas, tendon ve bağ gerginliklerini rahatlatmak için etkili bir masaj terapi yöntemidir. Tekrar eden masaj hareketleri ile kaslar ısındıktan sonra hareket baskısı arttırılır ve daha derin dokular masajdan etkilenmeye başlar.

Kaslarda biriken laktik asit kaslarda yorgunluğa ve spazmlara neden olur, derin doku masajı kaslarda biriken laktik asitin serbest bırakılması için de etkili bir yöntemdir.

Derin doku masajı bedende tıkanmış enerjilerin de harekete geçmesini sağlayarak, bedeni hafiflemiş, akışkan ve rahatlamış hissettirir. Bu açıdan yoga duruşlarında daha güçlü ve uzun süre kalmanıza da katkı yapar.

Gökhan İnan

KRANİOSAKRAL TERAPİ

Vücudun en temelinde beyin ve omurilik, etrafında ise özel bir sıvı olan cerebrospinal sıvı (CSF) vardır. Hareketleri "gelgit" şeklinde adlandırılan bu sıvı tüm vücudu dolaşır. Vücutlarımız, fiziksel ve duygusal stresle karşılaştıkça büzüşür ve bu büzüşme "gelgit"in akışını engeller. KST terapistinin, ellerle vücudun belirli bölgelerine uyguladığı hafif dokunuşları, bedenin doğal iyileşme kapasitesini artırır. Beyin omuriliği sıvısı vücutta özgürce hareket ettiği zaman, vücudun doğal iyileşmeye yanıt vermesi başlar. Kronik ağrılar, spor yaralanmaları, inme, migren, nörolojik ve duygusal bozukluklardan kaynaklanan fonksiyon bozuklukları hafifler.

Kraniosakral terapi vücudun tamamen dinlenmesi ve kendi kendini iyileştirmesinin sağlanması prensibine dayalıdır. KST, vücuttaki rahatsızlıkların fiziksel ve psikolojik olarak derinlerde saklı nedenlerinin serbest bırakılmasını sağlamayı amaçlayan derin ve çok yönlü bir şifa yöntemidir.

Berivan Kirazlı

Hamile Yogası | Atölye Yoga

RAHAT HAMİLELİK İÇİN:
HAMİLE YOGASI

HAMİLE YOGASI NEDİR?

Anne adaylarının daha rahat bir hamilelik dönemi geçirmesini, bu dönemi eğlenceli bir deneyime dönüştürmesini amaçlayan Hamile Yogası, Hatha Yoga'nın duruşlarından alıntı yapılarak hazırlanmış bir dizi egzersiz programıdır.

Program doğum esnasında ve yaşam boyunca kullanılabilecek rahatlama ve nefes tekniklerinden, güçlendirici fiziksel duruşlardan, derin gevşeme ve meditasyondan oluşur. 12.haftayı tamamlamış ve doktorundan onay almış her hamile seanslara katılabilir.

Anıl Tosun, Nilüfer Çekin

FAYDALARI

  • Anne adayının kendi bedenini tanımasına, nefesiyle tanışmasına kapı açar ve bilinçli bir hamilelik dönemi geçirmesine yardımcı olur.
  • Hamilelik süreciyle birlikte anne adaylarının ağırlığı artar ve ağırlık merkezi her geçen gün değişir. Yoga, değişen ihtiyacı karşılamak için bacakları güçlendirir, dengeyi geliştirir.
  • Omuz, sırt, bel ve kalçalardaki gerginliği azaltır; eklemleri rahatlatır.
  • Doğum sırasında karşılaşılabilecek durumlar hakkında bilgi sahibi olan anne adayı daha rahat ve kendinden emin bir doğum süreci ve doğum geçirir. Doğum şekli ne olursa olsun doğum anında gerginliği azaltır.
  • Anne ve bebek arasındaki bağlantıyı güçlendirir.
  • Yeniden merkezlenmek, fiziksel ve duygusal dengeyi bulmak için yapılan birçok nefes ve konsantrasyon çalışması sayesinde stres ve zorluklarla başa çıkma yöntemleri pratik edilir.
  • Vajinal doğumu destekler; yapılan fiziksel çalışmalar ve nefes çalışmaları doğumu kolaylaştırır ve hızlandırır. Annenin doğuma aktif katılımını sağlayarak, kendine olan güvenini artırır ve anneye ve bebeğe doyum sağlar.
  • Hamilelik sürecinde kişinin kendisini anlayabilecek diğer hamilelerle aynı ortamda olması rahatlatıcı ve duygusal anlamda destekleyici ve eğlencelidir.

NE DEDİLER?

Hamilelik dönemimin en güzel kararı Atölye Yoga’ya gelmek, sevgili Anıl ve Nilüfer Hoca'larımın desteği ile kendimi ve bebeğimi şifalandırmak oldu. Hamileliğimin son ayına girmiş olmama rağmen hareketlerimdeki rahatlık, ağrılar yaşamamam ve nefesimle kendimi, duygularımı, kasılmalarımı yönetebilmem yoganın mucizesi. Matımın üzerinde anda kalmayı, sürekli sorgulayan zihnimle uğraşmamayı keşfetmek harikaydı.
Gözde Tezcan
Yogaya hamileliğimin 13. haftasinda başladım. Şu an 28 hafta bitti ve hamileliğe dair endişe ettiğim birçok olumsuz durumu yaşamadım diyebilirim (ayaklarda şişme, vücutta ödem, halsizlik vs). Bunun bir sürü nedeni olabilir ama yoganın etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Normal doğum yapabileceğime inancım ve isteğim arttı. Kendimi güçlü hissediyorum. Normal doğum olmasa bile bu süreci sağlıklı, bir o kadar keyifli geçirdiğim için minnettarım. Bu yolda bizlere ışık olan hocalarıma teşekkür ederim.
BAŞAK İNCİ
Hamileliğimle birlikte bebeğime daha sağlıklı bir başlangıç sağlayabilmek ve kendimce "ben bunu da yaptım" diyebilmek adına hamile yogasına başlamak istemiştim. Yorgun olduğum zamanlarda bana terapi gibi gelen hamile yogasina koşarak gittiğimi fark ettiğimde hamilelik sonrası da devam etmeye karar verdim. Bu süreci yoga sayesinde ağırlaşmadan, ağrısız, sancısız, stressiz ve bebeğimle daha bilinçli bağ kurarak geçiriyorum. Artık daha bilinçli nefes aldığım bir hayatım var. Çünkü bu evrede aldığım her sağlıklı nefes biliyorum ki bebeğimi sağlıklı kılıyor ve şifa veriyor. Mutluluk verici...
FUNDA TÜRKER

HAMİLE YOGASI

1 Ay Sınırsız Katılım 200tl

ADRES

  • Güvenlik cad. 125/3
  • A.Ayrancı / Ankara

İLETİŞİM

BİZİ TAKİP EDİN

Blog | Atölye Yoga

ZİHNİNİZİ BESLEYİN

ENSO ÜZERİNE: POLİTİKA VE ANARŞİ

Çağrı Tosun
25/10/2017

"Yoga, doğası enso yaratmaya elverişli ama mevcut kültürün içinde bir çembere dönüşmeye uygun bir yapıya sahip. Düşük enerjili ve/veya asosyal insanların az sayıda, yüksek enerjili ve/veya sosyal insanların çok sayıda çemberle geçindiği mevcut oluş halinde, yoga çemberlerden bir diğeri olacak özelliklere sahip. Daha mutlu, alternatif bir yaşam vaat ederken kendi içinde iktidarlar, takipçiler ve muhalifler yaratabiliyor."

YASA, YOGA ve BAĞZI ŞEYLER

Seçil Kavuş
24/09/2017

"Yasa ile yogayı buluşturan nedir? Yoganın özüne sözüne uygun bir biçimde öğrenilmesi ve öğretilmesi konusundaki somut sorunlara bir çare sunmak mıdır? Yoksa icra ettiği işin doğasına saygı duyarak bir meslek grubunun haklarını korumak mıdır? Bana kalırsa bu buluşmanın amacının para işlerini düzenlemekten ibaret olduğunu söylesek çok fazla şeyi gözden kaçırmış olmayız. Böyle bir devranda yoga yasayla ancak bu şekilde düzenlenebilirdi."

KİŞİSEL GELİŞİMİN PANZEHİRİ

Seçil Kavuş
15/08/2017

"Kimsenin kimseye meditasyon yaptıramaması gibi, kimse de kimsenin bu hayatı nasıl yaşaması gerektiğini bilemez. Mesela “koskoca bir yaşamın koçu” olmak, ne kadar hoyrat bir iddia değil mi? Birbirimize ömür biçmek yerine hikaye anlatmak dururken..."

SESSİZLIĞİN BAKIŞI

Seçil Kavuş
03/05/2017

“Dostoyevski yoga yapsa yazabilir miydi?” Benzer bir soru yogaya başladığım zamanlar benim de aklıma gelmişti. Dostoyevski üzerinden değil ama, düşünsel yaratımın yogayla bir arada var olup olamayacağıyla ilgili olarak. Çünkü o sıralar düşünsel olanı dalgalı bir zihnin ürünü gibi görüyordum sanırım ve yoganın bir tür hiçliğe yöneldiğini düşünüyordum. Oysa düşünce zihinsel dalgalanmaların durulduğu berrak bir yerde başlar."

MODERN ZAMAN YOGASI

Çağrı Tosun
31/03/2017

"Bu kadim öğretiyi yüzyıllarca taşıyanlara ihanet ediliyor ama daha büyük ihaneti çocuklarımıza ediyoruz. Varoluş konusu ortak bilinçten çıkıyor ve boğazımıza kadar çamura batmış durumdayız. Kendimize çeki düzen vermezsek gelecek olanlar tamamen batacaklar. Kendimiz zincirlerimizi kıramayacağız belki ama çocuklarımıza ve arkadaşlarımıza yardımcı olabiliriz hala. Önce farketmeliyiz: korkarak yaşanmaz, sadece ölünür."

BÜYÜMEK VE YOGA

Seçil Kavuş
11/02/2017

"Beş bin yıllık bir disipline ortalama otuz yıllık bir hayat deneyiminin içinden geçerek güncel biçimini veriyorsak eğer, derinden bir dönüşüm için hafıza çalışmasının önemi hiç de azımsanacak gibi değil. İşte Özge Samancı’nın Türkiye’de büyümeyi anlattığı otobiyografik çizgi romanı “Bırak Üzülsünler”, bu coğrafyada büyüyen ve yogada buluşan insanlar olarak bize, kurumlar tarafından nasıl düşünülmüş olduğumuzu, düşünme imkanının ışığıyla hatırlatan bir nesne olarak okunabilir.

Türkçe eğitim sistemi içinde nasıl pelteye dönüştüğümüzün, kim olduğumuzu ve ne istediğimizi nasıl unuttuğumuzun ve nasıl olup da hatırlayabileceğimizin hikayesini anlattığını” belirten Samancı, cümle alemin hayallerini gerçekleştirmek için çırpınırken toplumun onayladığı bir ada sahip olmayı hak ettiğimizi ama karşılığında kendi sesimizi kaybettiğimizi göstermeye çalışıyor."

BİR DERSİN ANATOMİSİ III: KİMLİKLERİ TERK

Meral Güneşdoğmuş
14/12/2016

"Savasanada tek yaptığınız nefes alıp vermektir ki o da kendiliğindendir. Bütün beden gevşek, kıpırtısız kalır. Bedeni bırakırsınız. Artık öz üzerinde çalışmanın hiçlikle buluştuğu sınırdasınızdır. Siz diye bildiğiniz hiçbir şeyin olmadığı, benim dediğiniz bedenin artık kıpırdamadığı bir yerdir burası. Çalışmanın bitip beklemenin başladığı, beklemenin dahi son bulduğu yer..."

BİR DERSİN ANATOMİSİ II: ASANALAR

Meral Güneşdoğmuş
08/12/2016

"Bilmeden hâkimiyet kurulmaz. Hâkimiyet kurmak için ne olup bittiğini anlamanız gerekir ve bunun için kendinize bakmak zorundasınız. İşte yoga burada başlar. Asana sizi uyarmıştır. Başka türlü zihnin dikkatini bedeninize, kendinize getirememiş olabilirsiniz ama işte asana bunu başarır. Bu başarı sizindir çünkü o asanada durma iradesi sizdedir. "

BİR DERSİN ANATOMİSİ: BAŞLANGIÇ

Meral Güneşdoğmuş
30/11/2016

"Yoga, bizi karanlıktan aydınlığa, cehaletten bilgeliğe, maddi yaşamın ölümlülüğünden bilincin ölümsüzlüğüne taşıyan bir yoldur. Bir yoga dersine girdiğinizde, bilmeseniz bile bir bütün olarak yoganın kişiyi cehaletten bilgeliğe taşıyan yolunun bir temsilinden geçersiniz. Baştan sona her bir bölüm, kişinin bilgeliğe giden yolculuğunun bir buçuk saatlik bir provasıdır."

VERİLENİ ALMA: NEDEN "MİNNET EYLEMEM?"

Meral Güneşdoğmuş
03/11/2016

"Bize verilenler, sunulanlar, karşımıza çıkan faydalanabileceğimiz şeylerle ilgili fikriniz nedir? Bunun, mesela bir eliyle size bir şey uzatan kişinin bir lütfu, onun tercihinden kaynaklanan bir armağan olduğunu mu düşünürsünüz, ona mı minnet duyarsınız? Alıp almamaya ona göre mi karar verirsiniz?"

DÜŞTEN DÜŞÜNCEYE: TERRA, KULE, BUDDHA

Seçil Kavuş
21/09/2016

"Can Ogan’ın Atölye Yoga için çektiği iki fotoğrafa baktığımda, onları yoga temalı fotoğraflardan ayıran bir etkinin bende yoğunlaştığını hissettim. Bu hissin peşine düştüğümde ise, yoga pratiğimin anlamına dair bir imgeye ve bir düşünceye ulaştım. Sanki fotoğraf bir temanın altında kalmaktan kurtulduğunda, fotoğrafa bakan kişinin deneyimiyle buluşabiliyor ve onun gördüğü bir düşe dönüşüyordu."

SAVAŞÇININ KURALSIZ OYUNU

Meral Güneşdoğmuş
09/09/2016

"Yol bir oyundur. Ve hiçbir kuralı yoktur. Yol, elinde o ipucuyla öylece durmaktır. Yol, elinde hiçbir ipucu yokken dahi öylece durmaktır. Bu oyun sadece ve sadece öylece durarak oynanır. Hiçbir kuralı yoktur dedik ya... Kuralları düşünürsen, kuralları aramaya kalkarsan oyun olmaz. Sen dur, oyun kendiliğinden başlar. Senin hiçbir şey yapmana gerek yok."

AYNAYA BAKMAK, AYNAYI GÖRMEK

Seçil Kavuş
01/08/2016

Ormanda bir su birikintisinin başında kendi suretime bakıyordum. Buddha yanıma gelip ‘Bu su zehirli,’ dedi. ‘Hayır efendim,’ diye yanıt verdim. ‘Bakın, bütün hayvanlar içiyor.’ Oradan su içen kaplanları, geyikleri gösterdim. ‘Onlar suyu içiyor,’ dedi. ‘Bir ayna olarak kullanmıyor. Aynalar zehirlidir. Sen suda kendi görüntüne bakıp tüm dünyadan, evrenden keskin bir bıçakla ayırıyorsun kendini.’

BİR ÖĞRENCİ(!) MEKTUBU

Çağrı Tosun
23/07/2016

"Bir şekilde altı ay önce yogaya başlarken, iyi hissetmenin bir üniforma gibi mecburi olmasından çekiniyordum açıkçası. Günümüz dünyası yoganın da belini bükmüştür diyordum. Ama deneyimlediğim şey, başka hallerin reddedilmesi değil, her türlü hissiyatın bir metre karelik özgürlük alanına yayılması oldu."

YİN: RÜYALARIN TARAFI

Seçil Kavuş
10/07/2016

"Günümüz dünyasının yüzeyinde devinip durmanın en yaygın iki biçimi var: Biri her türlü rüzgâra karşı korunaklı zannedilen bir bireyselliğin içine sıkışıp kalarak, diğeri ise artık çiğnenmekten cılkı çıkmış değerlerle bir araya gelen “yalnız kalabalık”ın parçası olarak."

DEKALOG VIII VE YOGA

Seçil Kavuş
01/07/2016

Kieslowski, Dekalog filmlerinin sekizincisinde bize bir karşılaşma sunar: Geçmişte vermiş olduğu “adaletsiz” kararın sonuçlarıyla hesaplaşan, düşünsel bir çaba içinde kararının etrafına anlam duvarları örmeyi başaran ama bu duvarları yıkma imkânına da yakalanan kaygı yüklü bir etik profesörü, sabah koşusuna çıktığı sırada, bedenini dilediği gibi eğip bükebilen neşeli bir sanatçıyla karşılaşır.

Bir Öğrenci Mektubu | Atölye Yoga

BİR ÖĞRENCİ(!) MEKTUBU

Çağrı Tosun
23/07/2016

Bazı derslerden sonra gelenler dersle ilgili yorumlarını paylaşırlar. Eğer 'ders çok güzeldi' derlerse kendilerini iyi hissettiklerini, sadece 'ders güzeldi' derlerse o kadar da iyi hissetmediklerini anlarsınız. Bazen de derslerden sonra, ki bu çok sık olmaz, şöyle mektuplar alırsınız:

 

"Bir şekilde altı ay önce yogaya başlarken, iyi hissetmenin bir üniforma gibi mecburi olmasından çekiniyordum açıkçası. Günümüz dünyası yoganın da belini bükmüştür diyordum. Ama deneyimlediğim şey, başka hallerin reddedilmesi değil, her türlü hissiyatın bir metre karelik özgürlük alanına yayılması oldu.

Roman yazmayı “tersten striptiz”e benzetmişti birisi. “Striptiz yapan, nasıl yavaş yavaş giysilerini çıkartıp çıplaklığa doğru gidiyorsa, edebiyatçı da gerçek çıplaklığı bulmak, sahiciliğe ulaşmak için çıplak olanı giydirerek anlatır” diyordu. Yoga yapmak da sanki biraz buna benziyor. Rahat ve sağlam bir duruşla, bedenin nasıl konumlanacağını öğrenerek hayatın akışını tersine çevirmek... Yani bir dünya görüşü edinmenin ötesine geçerek, içinde devinip durduğumuz gündelik yaşam formlarına bakmak, duygulanımlarımızın haritasını çıkarmak ve bu yapının dönüşebilirliğini fark etmek, bunun için uğraşmak... Zor bir iş...

Birlikte çalıştığım hocalardan özellikle sen meseleye böyle bir açıdan yaklaşmama vesile oldun. Çünkü yoga pratiği bu başlangıç düzeyinde benim için asıl anlamını “kara” ve “kızıl” tarafımıza yönelik bakışta buldu. Tek kelimeyle “acı”ya yönelik bakışta... Birlikte “kara” bir ders yapmış, karanlık tarafımıza bakmıştık. Kaybın, ölümün ve mücadelenin simgesi olarak “kızıl” olana ise hem doğrudan son derste hem de genel bir biçimde temas ettiğimi söyleyebilirim. Örneğin her dersin sonunun bir ölçüde kaybetmeye yöneldiğini düşünüyorum. Ceset duruşu, o âna kadar bu dünyada kapladığımız yeri her seferinde biraz daha kaybetmenin duruşu gibi geliyor bana. Hayatımızdan eksilenlerin, ölülerimizin, kaybettiğimiz her şeyin bize yüklediklerine, henüz doğmamış ve çoktan ölmüş olanlarla bir arada oluşumuza, başkasının acısına bakabilmek için, kendimizi eksilterek ve derinleştirerek, kendimizle yüzleşmeye, kendi acımıza bakabilmeye çağırıyor ceset duruşu ve bu sayede, kusursuz bir vicdanın olmadığı bilinciyle özü her daim dara çekmenin imkânını zorluyor. Acının bilgisi, bütün bir varoluşun bilgisine açılıyor. Böylelikle varoluş yok sayılan bir şey üzerine inşa edilmiş oluşuyla yüzleşiyor; sorumluluk alarak kendi boşluğunun hesabını veriyor; görünenlerin ardındaki görünmeyenler ortaya çıkıyor. Bir tür yas tutma ve kurtulma süreci. Bu yüzden yoga, kara ve kızıl renklerin gösterdiği gibi, negatif olanın görünmezliği üzerine verili dünyayı kuran ve onu muhafaza eden bir “pozitif”likten ziyade son derece anarşist, eleştirel, etik-politik bir pratik. Genelde bu âlemde tanık olunan “iyi hisset”, “kendini geliştir”, “potansiyelini keşfet” gibi talimatlar ise dünya kokan, çarpık ve yozlaşmış bir yorumun ve kestirmeden bir kaçış alanı arayışının göstergesi sanırım.

“Verili olanı yıkma” meselesi zihin üzerine düşünürken de bağlandığım bir yer oldu. Başlangıç derslerinin birinde zihni tanımlama konusu gündeme gelmişti. Sonradan Batılı bir filozofun, Spinoza’nın bir tanımına rastladım. Spinoza zihni, “bedenin düşüncesi”, aslında tam olarak “bedenin ideası” olarak tanımlıyor. “Düşünüyorum öyleyse varım” argümanının tam tersi; “varım öyleyse düşünüyorum”. Duygulanımlar alanı olarak bedenin tasarımı zihni oluşturuyor. Yani varolma biçimim düşüncemi örgütlüyor. Zaman ve mekânla sınırlı/koşullanmış varlıklar olarak biz insanlar, bu koşullanmışlık doğrultusunda dünyayı anlıyoruz.

Zaman ve mekân anlamı yaratan bir kurgu ise o halde, bu kurguyu değiştirmek ve dünyayı başka türlü anlamak mümkün. Ama bu noktada şöyle bir soru beliriyor: Zaman ve mekânın koşulları değişmeden bu anlam nasıl dönüşecek? Zaman ve mekânın belirleyiciliğinden kurtuluş insanın soyut bir biçimde salt aklını kullanmasıyla olacak bir şey değilken. Akıl da öncelikle bozulması gereken kurulmuş bir şey ne de olsa. Öyleyse yoga, bütün bir asana sistematiğiyle bu kurtuluşun yoluna düşürüyorsa eğer bizi, çıkış noktası itibariyle maddeye, yani zorunluluklarla çevrili varoluşa, yani zamana ve mekâna odaklanmalı diye düşünüyorum.

Marksist düşüncenin temel düşünsel aracı tarihsel materyalizm ile yoga gibi metafizik yönelimli bir disiplin arasında yakınlık kurmaya kadar gidiyor bu saptama.

Böyle bir ilişki ne derece uygun düşer bilmiyorum ama zihin beden tarafından koşullanıyorsa, beden en küçük ölçekte bu koşullamanın yani zamanın ve mekânın ta kendisi olacaktır. Dolayısıyla bedene müdahale ederken, zamanı ve mekânı yerinden oynatmış oluyoruz. Beden dolayımıyla da asıl olarak zihne ulaşabiliyoruz. Bu nedenle, mevcut durumun tarihselliğine ve bu tarihselliğin açığa çıkmasıyla birlikte dönüşebilirliğine vurgu yapan materyalist düşüncenin yogayla bir ilgisi olmalı. Son derece somut bir biçimde matın üzerinde “durmak”la geçen sürede, her gün yeniden ürettiğimiz dünyadaki duruşumuzu sorguladığımızı ve kesintiye uğrattığımızı hissedebiliriz.

Afganistan’ın Amerika’ya söylediği bir söz vardı; “sizin saatleriniz var, bizim zamanımız!” diye.

Yoga da bu sözün taşıyıcısı sanki; konumlarımızı mevcut düzene sabitleyen, durağanlaştıran bir zamanının içinde akışkan bir zamansallık açma imkânı yaratarak. Tabi yoga, materyalizmden farklı olarak, yeni bir dünya örgütlemekle ilgilenmiyor; dünyadan bütünüyle çıkmanın yollarını döşüyor. Ancak yine de bu yolun başlangıcında “bedenin düşüncesi/düşüncenin bedeni” fikrinde somutlaşan maddeci bir kavrayışın, bir varlık probleminin olduğunu görüyorum. Ve şimdilik beni asıl etkileyen işte bu bağlantı oldu. Yogaya ilişkin doğru düzgün bir şey okumadan cahil cesaretiyle bu düşünceleri ifade ettiğimi belirteyim ve daha fazla haddimi zorlamayayım. Başlangıç adımının bu düşüncelere açılması benim için önemliydi, bundaki payın için çok teşekkürler."

TÜM YAZILAR
Dekalog 8 ve Yoga | Atölye Yoga

DEKALOG VIII VE YOGA

Seçil Kavuş
01/07/2016
Prakrtiden daha duyarlı bir şey yoktur; bir kez kendi kendine ‘tanındım’ dedikten sonra, bir daha Ruhun nazarına göstermez kendini.
Samkhya-karika

Kieslowski, Dekalog filmlerinin sekizincisinde bize bir karşılaşma sunar: Geçmişte vermiş olduğu “adaletsiz” kararın sonuçlarıyla hesaplaşan, düşünsel bir çaba içinde kararının etrafına anlam duvarları örmeyi başaran ama bu duvarları yıkma imkânına da yakalanan kaygı yüklü bir etik profesörü, sabah koşusuna çıktığı sırada, bedenini dilediği gibi eğip bükebilen neşeli bir sanatçıyla karşılaşır. Etik profesörü kararını koşullandıran düzen-kurucu süreci anlamaya çalışırken, esnek sanatçı dünyada kendisini tarihin ve zamanın ötesine taşıyacak düzen-kırıcı bir yolu bulmuş gibidir. Öyle midir gerçekten bilmiyoruz, ama bu sahneyi Hint maneviyatının ana fikriyle birlikte düşünmek ilginç olabilir. Yani, insanın zaman ve tarih içindeki varoluşu (psikolojik-zihinsel deneyim/doğa/prakrti) ile insan deneyiminin ötesinde bir yerlerde konumlanmış mutlak hakikat (Benlik/Ruh/purusha) arasındaki bölünmenin yoga uygulamaları aracılığıyla aşılabileceği fikriyle.

Çok çeşitli yoga uygulamalarının temelinde yatan şey, bir yandan dünyaya fırlatılmış olma durumumuz, öte yandan insan ruhunu dünyayla birleştiren bağların ötesinde bir oluş haline dair sezgimiz arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmak ve böylelikle, saf bir bilinç düzeyine, insanlık durumunu aşan başka bir oluş düzlemine ulaşmaktır. Ancak bu öyle kolaylıkla olabilecek bir şey değildir. Varoluşun kirine iyice bulanmayı gerektirir. Bu ise, insanlık durumuna derinlemesine bakmakla ve onun hakkında yoga teknikleri aracılığıyla deneyim kazanmakla mümkündür. İnsanlık durumuna bakış, dünyayı aslında anlamadığımızı, onu ancak anlamlandırabildiğimizi fark etmemizi sağlar. Acı yüklü psikolojik-zihinsel deneyimimiz, ateş, su, hava ve toprağın içine nafile anlamlarla yerleştiğimizi gösterir. Bu şekilde yaşanan dinamik ve üretken deneyim bir “şahsiyet dramı” yaratmaktadır. Bu açıdan yoga, bir kuram olarak kişisel anlamı açıklayan ve bir pratik olarak kişinin yarattığı anlamlara ilişkin farkındalık kazanmasını amaçlayan psikanalize çok yakındır. Ancak ondan farklı olarak, bu anlam akışını geri çekme eğilimindedir.

Rodin, heykeli tanımlamak için, “taşın fazlasını atmayı bilmektir” demiştir. “Fazla”sından kurtulmuş ve bir sanat eseri halini almış taş karşısında büyülenirken, bu sonucu mümkün kılan bütün bir sürecin “fazla”nın tanınmasından geçtiğini unutmamalıyız. Yaşlı ve kaygılı etik profesörü ile genç ve neşeli sanatçı arasındaki karşılaşma da, varlığın iki ayrı gerçeklik düzlemi arasındaki, yani “anlam fazlası” ile “maddenin sükûnu” arasındaki bir karşılaşma olarak okunabilir. – Sükûneti “fazla”nın bilgisine bağlayan bir yolun imkânı olarak.

TÜM YAZILAR
Yin: Rüyaların Tarafı | Atölye Yoga

YİN: RÜYALARIN TARAFI

Seçil Kavuş
10/07/2016
Rüyalarsa dünyadan çıkış yolları.
Sami Baydar

Günümüz dünyasının yüzeyinde devinip durmanın en yaygın iki biçimi var: Biri her türlü rüzgâra karşı korunaklı zannedilen bir bireyselliğin içine sıkışıp kalarak, diğeri ise artık çiğnenmekten cılkı çıkmış değerlerle bir araya gelen “yalnız kalabalık”ın parçası olarak. Her ikisi de Robert Musil’in sözünü doğrulatır nitelikte: “Okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşan modern ruh için hiçbir şey bir sonraki köşeyi dönünce karşılaşılabilecek ruhlarla bağlantı kurmak kadar olanaksız değil…” Ve bu dönemeçler dışarının tozu toprağında olduğu gibi tek bir kişinin iç sularında da aynı yoğunlukta çorak kalabiliyor.

Ancak çoraklık görüntüsünün gerisinde bir şeyler olup bitmeye devam ediyor. Günün yaşayan ölüleri geceleyin rüyalarında canlılığın diline mutlaka maruz kalıyor. Bilinç kabul etmek istemediğinden hayalet konumuna itilen tüm eylem ve düşünce biçimlerinin kendi yerini bulduğu bu dilin keşfi, gündelik hayatın sahteliğine meydan okumak ve tüm varlıklarla paylaştığımız gerçek bir birlikteliğe ulaşmak için gerekli.

Bedensel düzeyde kasları aşıp bağ dokuya ulaşmayı hedefleyen Yin Yoga’nın zihinsel olarak kat ettirdiği yol da bilinci aşıyor ve tam da rüyaların altüst edici dilini keşfetmekten, içe dönüp kendi gölgemizi izlemekten geçiyor. Mesela ben böyle bir Yin Yoga dersinde, In the Mood for Love filminin müziği eşliğinde, kendi üzerime katlanmış beklerken, Oscar Wilde’ın The Ballad of Reading Gaol şiirindeki dizesini hatırladım: “Herkes öldürür sevdiğini.” Aşkın gölgesi olarak ölüm çıktı karşıma.

Nasıl ki her aşkın başlangıcı, Ulus Baker’in belirttiği gibi, hayranlık ya da meraktan kaynaklanan bir “başka dünyanın zarafeti” algısı ise, bu başlangıcın eşiğinde bekleyen her öznenin ardında da aynı anda hem katil hem de ceset olduğu bir karanlık bulunur. Bu durum yine Musil’i doğrulatır: “Olanakların cennet kuşu, tüyleri yolunmuş gerçekliğe dönüşür.” Ancak bu döngüselliğin bozulamaz bir bütün olduğunu bildiğimizde, yani karanlığa bakarak gölgemizle yüzleştiğimizde canlılığın dilini öğreniyoruz demektir. Yası tutulan her ölüm doğurganlığımızı artırıyordur aslında.

Aktif ve aydınlık duruşları dengeleyen pasif ve gölgeli bir Yin Yoga pratiği, kolektif bilinçdışının yaratıcı ve yıkıcı derinliklerine açılan kendi yolumuzu bulmamıza yardımcı olabilir. Böylelikle hayatın kaçınılmaz değişimi ile hakiki bir ilişki kurabiliriz.

TÜM YAZILAR
Aynaya Bakmak Aynayı Görmek | Atölye Yoga

AYNAYA BAKMAK, AYNAYI GÖRMEK

Seçil Kavuş
01/08/2016
Ormanda bir su birikintisinin başında kendi suretime bakıyordum. Buddha yanıma gelip ‘Bu su zehirli,’ dedi. ‘Hayır efendim,’ diye yanıt verdim. ‘Bakın, bütün hayvanlar içiyor.’ Oradan su içen kaplanları, geyikleri gösterdim. ‘Onlar suyu içiyor,’ dedi. ‘Bir ayna olarak kullanmıyor. Aynalar zehirlidir. Sen suda kendi görüntüne bakıp tüm dünyadan, evrenden keskin bir bıçakla ayırıyorsun kendini.’
Mustafa Yılmazer, Zen Bahçesi

Bora Ercan’ın öğrencilerine verdiği ödevlerden biri, “iki yetmez bir fazla” imiş. Ben de bu yazıda, Jacques Rancière’in Cahil Hoca isimli kitabından yola çıkarak bu söz üzerine düşünmek istiyorum.

Rancière’in kitabına konu olan kişi, Fransız Devrimi sonrası eğitmenlik yapan Joseph Jacotot’dur. Bourbon Hanedanı yeniden iktidara gelince, Hollanda Kralı’nın vesayeti altına, Leuven’e sürgüne gönderilen Jacotot, Fransız edebiyatı okutmanı olarak burada bir iş bulur. Ancak ne kendisi tek kelime Hollandaca bilmektedir, ne de öğrencileri Fransızca. Jacotot’nun zihinsel serüveni işte bu karşılıklı cehaletin deneyimi ile başlar.

Hoca ile öğrenci arasındaki hiyerarşik düzen, ortada hocanın öğrencileri açıklamalarla yönlendirebileceği bir dilin bulunmayışı nedeniyle yıkılır ve zihinsel özgürleşmenin yolu açılır. Fénelon’un Telemak isimli eserinin iki dilli bir baskısı sayesinde öğrenciler, iki metni karşılaştırarak, öğrendiklerini sürekli tekrarlayarak, araya hocanın neyi ne zaman yapmaları gerektiğini bildiren “açıklayıcı” müdahaleleri girmeksizin, tıpkı bir çocuğun anadilini öğrenmesinde olduğu gibi, gözlem, dikkat ve taklit yoluyla Fransızcayı gayet yaratıcı bir biçimde sökerler.

Burada hocanın işlevi, öğrencinin iradesini ateşlemekten ibarettir, yoksa bir “üçüncü” olarak öğrenci ile metin arasındaki ilişkiyi bölmek değildir. Çünkü Jacotot’nun geliştirdiği, “zekâların eşitliği” aksiyomuna dayanan eleştirel pedagoji yöntemine göre öğrenmek, potansiyeli açığa çıkarmak demektir. Öğrenme süreci, bir dokunma, el yordamıyla arama, tekrar etme ve vazgeçmeme sürecidir.

Jacotot bu yöntemi geliştirirken, Yunanca iki kelimeyi (“bütün” ve “her bir”) birleştirerek Panekastik adını verdiği felsefenin ilkesinden yararlanır: “Her şey her şeydedir.” Yani “her bir zihinsel tezahürde insan zekâsının bütünü” bulunmaktadır. Bu ilke bizi hakikat ile dil arasındaki ilişkiye götürür. Hakikatin açıklanabileceği ve bunu ancak bilge hocanın yapabileceği düşüncesi üzerine temellenen Aydınlanmacı eğitime karşı Jacotot eğitimi der ki: “Hakikat söylenmez. Hakikat bir ve bütündür, dil onu parçalar.” Bizden bağımsız olarak var olan hakikati cümlelerimizle parçalarız; onun etrafında döner dururuz. O yüzden hiç kimse hakikatin sahibi değildir. Kendi yörüngesinde yol aldığı sürece ise herkes hakikate temas etme kudretine sahiptir.

“İki yetmez bir fazla” sözünde ima edilen “bir” ile “iki” arasındaki ilişkinin mantığı da hakikat ile dil arasında kurulan bu ilişkiden çıkarsanabilir. “Bir”in düzeni hakikate açılır, eşitlik varsayımına dayanır ve pratik ile mümkündür. “İki”nin düzeni ise dil, otorite ve teori etrafında örülür.

Felsefi kökeni itibariyle yoga, dünyevi olandan yani “iki”nin sınırlılığından, koşulsuz olana yani “bir”in sonsuzluğuna yönelen ve son derece pratik bir anlama sahip olan hakikat arayışına dayanır. İnsanı dönüştüren bu metafizik bilgiye erişmek için bir manevi rehberin yol göstericiliği gereklidir. Ancak rehber, “yol yürüyüş öğretir” sözüne sadıktır; öğrenciden önce yürümez; ona kendi yürüyüşünü dayatmaz; ondaki potansiyeli açığa çıkarmaya çalışır; defalarca düşüp yeniden doğrulmasına eşlik eder. Zira sonsuz en küçük birimin derinliklerindedir. Bu ister bir öğrenci, ister bir çiğ tanesi olsun…

Jacotot yöntemi ile yoga arasında böyle bir ilişki yakaladığımızda, yogik bilginin dünyevi kurumların dönüşmesine de ilham olabileceğini düşünebiliriz.

TÜM YAZILAR
Savaşçının Kuralsız Oyunu | Atölye Yoga

SAVAŞÇININ KURALSIZ OYUNU

Meral Güneşdoğmuş
09/09/2016
Sen, sende kimin misafir olduğunu bilsen hiç üzülmezdin.
Mevlana

Sende bir cevher var, sen cevhersin; içten içe biliyorsun ama bir türlü emin olamıyorsun, daha doğrusu konduramıyorsun.

Upanishadlarda der ki Brahman yerdedir, göktedir, havadadır, sudadır. Atman ise sende, kalbinin içindeki en küçük odada. Atman, Brahman'ın sendeki halidir.

Sen, sende kimin misafir olduğunu bilsen hiç üzülmezdin der Mevlana.

Upanishadlar ve Mevlana bunları söylüyor ama her birimizin içimizdeki şüphenin peşinden ve de kendi yolunu takip ederek gitmesi gerekiyor.

Kimi zaman yakaladığımız bu ipin ucunu hemen bir yerlere bağlayıp kendimizi bu hayatta ne kadar özel ve değerli bir insan olduğumuza inandırmaya çalışabiliriz, ardından ne kadar çok şeyi, eşyaları, parayı, arkadaşları, sevgiyi/aşkı hak ettiğimize kanaat getirebiliriz. Hayır, yol bu değil, ilk aklımıza geleni aklımızdaki başka şeylerle eşleştirmek yol değil. Veya, biricikliğin, özel ve değerli olmanın toplumsal kültürün kandırmacası olduğuna inandırmaya çalışabiliriz kendimizi bir başka sefer. Hiç kimse özel değildir gibi başka safsatalara kapılabiliriz. Bu da yukarıdaki yanılsamanın, bu kez moral bozan ucu. Ve, bu da yakaladığımız ipucunu bir yerlere sokuşturup, ondan bir an önce kurtulup rahatlayacağını zannetme, ve bu da yol değil.

Yol bir oyundur. Ve hiçbir kuralı yoktur. Yol, elinde o ipucuyla öylece durmaktır. Yol, elinde hiçbir ipucu yokken dahi öylece durmaktır. Bu oyun sadece ve sadece öylece durarak oynanır. Hiçbir kuralı yoktur dedik ya... Kuralları düşünürsen, kuralları aramaya kalkarsan oyun olmaz. Sen dur, oyun kendiliğinden başlar. Senin hiçbir şey yapmana gerek yok.

Şimdi biz bu oyunu bulmaya gidiyoruz. Kuralların olmadığı yeri bulmaya, orda öylece durmaya. Oyun gelsin bizi bulsun, oyun başlasın.

Biz derken, ben ve bir grup insan değil bu, sen, ben, hepimiz. Çünkü oyun burda ve heryerde.

Biz öylece dururken, karışımıza neler neler çıkar! "Hişt, na'pıyon öyle?" der biri gelip, biri "bak şurda dondurma var, gidelim mi? ". "Tamam canım, ama sonra, bak ben şimdi duruyorum, git beni dışarıda bekle" deriz. "Sen çık, bir saat yoga salonunun kapısında bekle, durmam bitince gelip alıcam seni" deriz. Ya da yoga dersinin hocası öyle deyin der, biz de deriz. Epey de bir işe yarar, ama yine de "öff, bugün ne kütüğüm ya hiç öne eğilemiyorum" ya da "hah! Bugün oldu bu savaşçı, o zaman renk, dans" vs. Tabi ki onları da kapının önüne pışpışlamak lazım ki biz oyuna devam edebililelim.

Bazen bu arkadaşlar (ki kendileri baştan sona zihnin düzmeceleri olur), pışpışlanmaktan, canımdan, cicimden anlamaz. Bazen, odaklandığımız yerde, yolda, oyunda karşımıza ne çıkarsa yıkıp ezeriz, elimize kılıcı alır öyle ilerleriz. Bize "sen daha iyi bir hayatı hak ediyorsun, cevhersin ya" diyen de "biriciklik yanılsaması, toplumsal kültürün..." daha lafını bitiremeden keskin kılıcımızla buluşur. Bazen oyuna kılıçlı kalkanlı bir savaşçı olarak gireriz. Oyunun kuralı yok, biz dururken çıkan bazen lotus çiçeğidir, bazen de düşmanının boynunu vuran Virabadrasana.

Oyun her an biter, her an yeniden başlar, her an yeniden ve kuralı olmadan.

Sende bir cevher var, sen bir cevhersin; sende öyle bir misafir var ki... İçten içe bunu biliyoruz; elimizi uzatıyoruz. O cevher bizde ve bunu görmek için, bunu görmeye gözümüzü açmak için gözleri kapatıp oyunu oynamaya gidiyoruz. Başlasın deyin ve başlasın. Burada lotus da olacağız evet, ama bazen de kılıçları elimize alıp savaşçıyı çıkaracağız meydana.

TÜM YAZILAR
Düşten Düşünceye: Terra, Kule, Buddha | Atölye Yoga

DÜŞTEN DÜŞÜNCEYE: TERRA, KULE, BUDDHA

Seçil Kavuş
21/09/2016
Tutku veya hüznümü bir hazineymişçesine yanımdan ayırmadan öylece kaldım. Bana göre Fotoğraf’ın umutla beklenen özü, ilk bakışta onu meydana getiren ‘pathos’tan ayrılamazdı. … İzleyici olarak Fotoğraf’la yalnız ‘duygusal’ nedenlerle ilgileniyordum; onu bir soru (tema) olarak değil, ama bir yara olarak derinlemesine incelemek istiyordum.
Roland Barthes, Camera Lucida

Roland Barthes, fotoğrafta iki öğeyi birbirinden ayırır ve bunları adlandırmak için iki sözcük önerir: Studium ve punctum. Ortalama ve üzerinde uzlaşılmış duygular uyandıran fotoğraflarda studium baskındır. Böyle fotoğrafların işlevi açıkça anlaşılır: Bilgilendirici, temsil edici, şaşırtıcı, tutkuyu kışkırtıcı vs. Punctum ise fotoğraftaki uzlaşılmış anlamı delen ve onu belirsizleştiren bir ayrıntıdır. Bilincin eğilimlerine direnen bilinçdışı gibi. Bu ayrıntı ısrarlı bakışın hedefi olur; etkisi kesindir; ama kolayca anlamlandırılamaz. Barthes’ın ifadesiyle, “sanki görüntü, görmemize izin verdiğinin ötesinde bir tutku başlatmış gibidir.”

Can Ogan’ın Atölye Yoga için çektiği aşağıdaki iki fotoğrafa baktığımda, onları yoga temalı fotoğraflardan ayıran bir etkinin bende yoğunlaştığını hissettim. Bu hissin peşine düştüğümde ise, yoga pratiğimin anlamına dair bir imgeye ve bir düşünceye ulaştım. Sanki fotoğraf bir temanın altında kalmaktan kurtulduğunda, fotoğrafa bakan kişinin deneyimiyle buluşabiliyor ve onun gördüğü bir düşe dönüşüyordu.

Carl Gustav Jung düşü, bilinçdışının ruha açtığı gizli bir kapı olarak tanımlar. Bu kapıdan geçildiğinde bilinçdışındaki imgeler bilince taşınır, düş düşünceye uzanır ve ruhsal bütünleşmenin yolu açılmış olur. Bize içimizden saldıran bilinçdışı içeriğe eğilebildiğimizde Benlik’in yalnızca bir parçası olan ego’dan ibaret olmadığımızı fark ederiz. Bireysel bilincin, özel bir mülk olmayan, kolektif bir şeyle, bilinçdışıyla bağ kurmaya ihtiyacı vardır; bilinçdışının da bilinmeye. İşte bu ihtiyacın karşılanması olarak bütünleşme, başkasına ve yeryüzüne açılan bir yaşam imkânıdır; dünyadan kopmak değil, dünyayı kendinde toplamaktır.

O halde düşten düşünceye gideceğiz. Ki birinci fotoğrafta bakışımın hedefi olan ayrıntılar bu yolun canlandırılmış hali gibi. Şöyle ki, ilk seferde inatla gördüğüm şey, soldaki adamın bakışları ve sağdaki adamın ayaklarının çaprazlığı. Ağırlık ile hafiflik arasındaki karşıtlık beni çekiyor. Sonra bunlara üçüncü bir ayrıntı ekleniyor: Ortadaki kadının başının eğriliği. Böylece soldan sağa bir akış yakalıyorum. Bu akışa bir ad vermeye kalktığımda “bilinçdışından bilince doğru bir akış” diyorum ve nihayetinde bu ad bir imgeye ulaşıyor: “İyileşen yara.”

İkinci fotoğraftaki ayrıntı, kadının bedeninde güneşin ve gölgenin kapladığı yer. Bu görüntü bana Sylvia Plath’ın bir sözünü hatırlatıyor: “Gökyüzünün doruğunda beyaz, kayıtsız bir güneş parlıyordu. Kendimi bu güneşte, bir melek kadar ince ve uçucu hale gelene dek bir bıçak gibi bilemek istedim.” Kendi adıma başka söze gerek yok. Yine “iyileşen yara” imgesi.

Bu yazıyı yazdığım sırada fotoğrafçı Sebastiao Salgado’nun hayatını anlatan bir film (Toprağın Tuzu) izlemiştim. Salgado hayatı boyunca “öteki dünya”ya fotoğrafları aracılığıyla tanıklık eder. Dünyanın karanlık yüzüne yönelttiği bu bakış, kendi hikâyesini de anlamasını sağlar. Ve yaşamının anlamı sonunda bir düşüncede somutlaşır: Terra Enstitüsü.

Ölü yığınlarını fotoğrafladığı Ruanda’dan ayrıldığında Salgado’nun ruhu hastadır. Ruhunu iyileştiren, karısıyla birlikte giriştiği Terra Enstitüsü olur. Brezilya’daki doğduğu topraklar çorak bir araziye dönüşmüştür. Buradaki eski Atlantik Ormanı’nı yeniden yeşillendirmeye karar verirler. Ve 2,5 milyon ağaçla birlikte vahşi hayat geri döner. Toprak artık Salgado’nun özel mülkü olmaktan çıkar, herkese ait bir park haline gelir.

Jung sonsuzluğu, “dünün, bugünün ve geleceğin bir bütün oluşturduğu bir zamansızlık” olarak tanımlıyor. Eğer düşünce, duygusal çekiciliğin ve geçiciliğin ardındaki evrensel ve nesnel saptama ise, sonsuzlukla yakından ilgili. Bu yüzden Terra Enstitüsü bir düşünceydi. Jung’un, kendi inşa ettiği ve “Kule” adını verdiği, onu dış dünyadan ayıran bir konut olmaktan öte, dünyaya genişleyen evi de bir düşüncedir. Buddha’nın kendisi de.

“İyileşen yara” imgesini anlamaya çalıştığımda işte böyle bir düşünceye ulaşıyorum. Bu düşünce Melih Cevdet Anday’ın sözünü iletiyor: “Kirke, bilge tanrıça, selam sana!/Sağ salim geçtim kendimi.”

TÜM YAZILAR
Verileni Alma: Neden "Minnet Eylemem? | Atölye Yoga

VERİLENİ ALMA: NEDEN "MİNNET EYLEMEM?

Meral Güneşdoğmuş
03/11/2016
Ayırt etme, neyin sizi mutlak bilgiye veya gerçekliğe yaklaştırdığını, neyin kendini bilme haliyle beraber olduğunu, neyin bu bilgelikle yapıldığını, alındığını verildiğini ayırt edebilmektir. Kendini bilme halinin bir sonucudur, arifliktir. Kendini bilmemek ise cehalettir.

Bize verilenler, sunulanlar, karşımıza çıkan faydalanabileceğimiz şeylerle ilgili fikriniz nedir? Bunun, mesela bir eliyle size bir şey uzatan kişinin bir lütfu, onun tercihinden kaynaklanan bir armağan olduğunu mu düşünürsünüz, ona mı minnet duyarsınız? Alıp almamaya ona göre mi karar verirsiniz?

Bu soruları cevaplamak için, önce bir konuya dikkat çekelim. Modern fizik bize içinde olduğumuz bu varoluşta, âlemde, ol-uştan ayrı, her şeyden bağımsız ve kendi başına var olan tek bir zerrenin dahi olmadığını, tüm şey-lerin birlikte ve birbiriyle olduğunu ve her şeyin tek bir bütünün parçası olduğunu, her parçanın bu bütünle beraber hareket ettiğini, beraber ol-duğunu söylüyor. Niels Bohr ve Werner Heisenberg gibi modern fiziğin ataları ile Fritjof Capra gibi günümüz temsilcileri buna kozmik dans diyor. Tüm parçaların aynı bütün içinde beraberce, karşılıklı etkileşim halinde hareket etmesi anlamında bir dans.

Yoga, kelime anlamı itibariyle de manasıyla da bir olmak demek ve yogik yöntem varoluşu, özü, kendi-ni ve bu bir olma halini içsel yolculuk ve içsel keşifle yapılan bir tecrübeyle bize gösteriyor. Yoga da bize her şeyin bir olduğunu söylüyor.

Varoluş, birbirinden ayrılamayacak, bölünemeyecek bir bütün olduğuna göre; sebep-sonuç ilişkisini kurarken, örneğin size bir şey vermek için uzatılan elin kaynağının, sebebinin eli uzatanın istek ve iradesine dayandığını düşünürken, varoluşun bir bütün olduğunu ve eğer burada bir istek ve irade doğduysa, bu iradenin o bütünün içinde doğduğunu bilmek zorundayız.

Sebep sonuç, sonsuz sayıda değişkenin, akılla hesaplanması ve bilinmesi mümkün olmayan, algımız ötesinde kalan etkenlerin de dâhil olduğu son derece girift bir süreçtir. Ancak bu sürece bütünün dansı, bu dans içinde ortaya çıkan bir nimet olarak bakarsak, her şeyin kaynağının bütün olduğunu anlar ve bilirsek tam karşımızda duran kişinin uzattığı el başka bir biçime daha bürünür. O uzanan elde bize sunulan şey o kişiden gelen bir nimet olmayıp, özünde tüm varoluşun ol-uş halinden, bütünden size uzatılmış bir nimettir. İşte “Hamd Allah’ındır”ın manası da bu kapsamda düşünülmelidir.

Ancak; bu kavrayış aklımızla erebileceğimiz bir durum değildir. Akıl, zihin, her zaman dışarıdan gelen etkenler sonucu değişime tabidir. Zihin, mutlak gerçeklik ve mutlak bilgiyle değil, maddi hayatta karşılaştığı geçici, nisbi bilgiyle hareket eder. Varoluşun bir bütün olduğunu idrak ise içsel bir süreçtir ve kişinin meditasyon, tekeffür ve benzeri meditatif hal veya meditatif düşünme süreçleriyle varabileceği, tecrübe edeceği bir biliş halidir. Bu tecrübe sayesinde, bizler varoluşun mutlak bilgisine yaklaşırız. Bu aynı zamanda kendini bilme halidir de. Bu bilgi sayesinde kişi olan biten her şeyi, yaptıklarını, kendisine verilenleri ayırt etme yeteneğine kavuşur. Ayırt etme, neyin sizi mutlak bilgiye veya gerçekliğe yaklaştırdığını, neyin kendini bilme haliyle beraber olduğunu, neyin bu bilgelikle yapıldığını, alındığını verildiğini ayırt edebilmektir. Kendini bilme halinin bir sonucudur, arifliktir. Kendini bilmemek ise cehalettir.

Verileni alırken olduğu kadar, verici olduğunuz anlarda bir an için gözleri bir kapatmayla, bir an için bir içe dönmekle, birlik halinden kendi halinize baktığınızda gördüğünüz sizi cehaletten, bilmeden cahilce bir eylemde bulunmaktan, cahilce vermekten ve belki de kendinizi korumadan, kendinizden fazla vermekten sizi koruyabilir. Kendinizden fazla veriyor olsanız bile, bunu bilerek, kendinizi bilerek yapmak ile cahillikle yapmak arasında fark vardır.

İş almaya geldiğinde, size sunulan bir şeyi alıp almama kararını verirken de yine bilerek kendinizin farkında olarak, bir an için bile olsa gözleriniz kapatıp o bir an için içe dönerek bakmak, bilerek almak veya almamak, bize sunulan nimetlerin bolluğunu ve çeşitliliğini daha iyi anlamamızı sağlar.

Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki, içe bakış, içe dönüş, her zaman yargısızdır. Hesap kitap yapmaz. İçe bakış bize hangi hesabın daha doğru olduğunu ölçmek için değildir. Bir olan için, bütün için hiçbir hesap doğru hiçbir hesap yanlış değildir. İçe dönüş sadece olanı hakikatiyle görmek ve herhangi bir fiili bu hakikati bilerek yapmak içindir.

Sosyal ilişkiler içinde birbirimizle kurduğumuz alış ve veriş halinde içe dönüş tecrübesinin bize katacağı kaç alıp kaç vermeyi öğretmekten çok daha geniş bir perspektiftir. Bize hep alıştığımız davranış kalıplarını sorgulatır. Yeni ve hep taze bir görüş katar. Ve mutlaka yeni ufuklar açar.

Yolunuz açık olsun!

TÜM YAZILAR
Bir Dersin Anatomisi: Başlangıç | Atölye Yoga

BİR DERSİN ANATOMİSİ: BAŞLANGIÇ

Meral Güneşdoğmuş
30/11/2016
Beni cehaletten bilgeliğe, karanlıktan aydınlığa,
ölümden ölümsüzlüğe taşı
Brihadaranyaka Upanishads

Yoga, bizi karanlıktan aydınlığa, cehaletten bilgeliğe, maddi yaşamın ölümlülüğünden bilincin ölümsüzlüğüne taşıyan bir yoldur. Yoga rehberimizdir. Yoga öğretmenimizdir.

Bir yoga dersine girdiğinizde, bilmeseniz bile bir bütün olarak yoganın kişiyi cehaletten bilgeliğe taşıyan yolunun bir temsilinden geçersiniz. Baştan sona her bir bölüm, kişinin bilgeliğe giden yolculuğunun bir buçuk saatlik bir provasıdır.

Cehalet, karanlık, ölüm veya ölümlülük kendini bilmemektir. Aydınlık, bilgelik, ölümsüzlük ise kendini bilmek… Her yoga dersi, o derste, o sınıfta olan her bir kişiyi bir adım olsun karanlıktan aydınlığa taşımayı hedefler ve buna yönelik aşamalardan geçer.

Ders, bedeni ve zihni sakinleşmeye çağıran meditatif bir duruşla başlar. Bu genellikle rahat bir oturuştur. Yoga dersleri ve uygulanan asanalar ne kadar fiziksel görünse de aslında daha çok zihne odaklanmayı öğreten, bedenin yanı sıra zihni terbiye eden duruşlardır. Bir buçuk saat süren bir ders, fiziksel olarak yoğun asanalarla dolu bir akıştır ve bu akışı güçlü ve sakin bir şekilde sürdürebilmek yoğun zihinsel konsantrasyon ister.

İşte bu derinlikte bir çalışmaya başlamadan önce hem asanaları dikkatli ve özenli bir şekilde yaparak kendiniz korumanız, hem de içsel olarak mümkün olduğunca dersten faydalanmak için önce yoga sınıfının kapısına gelene kadar beraberinizde getirdiğiniz duygu ve düşüncelerin durulması faydalı olacaktır. Kalbiniz hızlı çarpıyorsa, nefesiniz hızlı akıyorsa bedeni ve nefesi sakinleştirmeden asanalara geçmeniz mümkün olmayacaktır. Bu yüzden de dersin ilk beş dakikası bedeni ve zihni sakinleştirmeye yönelik bir açılışa ayrılmıştır.

Yoganın ne olduğunu anlatan birkaç temel metinden biri olan Yoga Sutralar da ilk olarak zihni sakinleştirmekten bahseder. Alçakgönüllü bir saygı duruş olan açılış cümlesinin ardından gelen ikinci Sutra şöyle der:

Yoga zihindeki dalgalanmaları durdurmaktır!

Yoga Sutralar dört kitaptan oluşur ve ilk iki kitabı, neredeyse tümüyle zihnin özelliklerine ve zihnin nasıl sakinleştirileceğine ayrılmıştır.

Elbette ki yoganın bize sunduğu yöntemleri birbirinden ayrı aşamalara bölmek ve bunları öncelik sonralık sırasına koymak mümkün değildir. Ancak; kişi yoga yolunda ilerledikçe daha iyi anlar ki, bu sabır ve yoğun bir konsantrasyon isteyen içsel bir çalışma sürecidir. Bu süreçte, kendini bilme yolunda atılacak her adım öncelikli olarak durmayı, durup bakmayı, dolayısıyla zihindeki kargaşayı ve hareketliliği durultmayı gerektirir.

Ayrıca, yogaya yeni başladığımızda veya kendini bilme yolunda öncelikli süreç genellikle zihni sakinleştirmeye dayalıdır. Birçok yoga dersinin konusu da farklı başlıklar altında olsa bile esas olarak zihnin özelliklerini anlamaya ve zihni sakinleştirmeye odaklanmış akışlardır ve bu amaca yönelik teknikler içerir; uzun nefes verişler veya verdikten sonra nefesi tutma gibi. İlk kez yogaya başlayan birinin en rahat geliştirebileceği asana grubu öne eğilmelerdir ki öne eğilmelerin başlıca etkisi zihni sakinleştirmektir.

Yoğun bir derse devam edebilmek için nefesi, bedeni, zihni sakinleştirmek gerekir. Bu her çalışma için böyledir, hayatın başka alanları için de böyledir. Yoga pratiğinde ilerlemeye devam etmek, kendini bilme yolunda ilerleyebilmek için de zihni sakinleştirme pratiğini geliştirmek önemlidir. Zihni ve zihnin özelliklerini anlamak yavaş yavaş zihnin bir o uca bir bu uca sürüklenen dalgalanmalarını sakinleştirmekle mümkündür. Bu çalışma sözlerle ifade edildiğinde belki çok anlamlı gelmeyebilir kulağa; ancak yoga pratiğine başlamış herkes bu içsel çalışmanın kişiye nasıl kendini gösterdiğini, nasıl bir bilgelik kaynağı olduğunu kolaylıkla fark eder. Belki de yoganın giderek yaygınlaşmasındaki en önemli etkenlerden biri de budur. Cazibesini hemen hissettirmesi. Yine belki de bu yüzden yoga genellikle bir hevesle başlanılıp bırakılan geçici arayış yollarından biri değildir. Kendini bilme çoğumuz için uzun bir yolculuk demek olabilir, yoganın cazibesine kapılan için asıl derinliği tam da bunu gördükten sonra başlayan bir yolculuk...

Bu yolculuğun devamı ve bir yoga dersine nasıl yansıdığı konusu, bu yazının ikinci bölümü olacak bir sonraki yazıya kalmış durumda. Umarım merakla beklersiniz.

Namaste!

TÜM YAZILAR
Bir Dersin Anatomisi: Asanalar | Atölye Yoga

BİR DERSİN ANATOMİSİ II: ASANALAR

Meral Güneşdoğmuş
08/12/2016

Dersin başlangıcı zihni ve bedeni sakinleştirmeye ayrılır demiştik. Dersin devam eden bölümünde, bir saatten uzun bir süre boyunca asanalara yer verilir. Tüm bu asanalar bizim kendimiz üzerinde çalışmamızdır. Yoga bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran bir rehberdir, bize ışık tutar, yolu gösterir. Ancak o yolda yürüyecek olan biziz. İşte yol metaforuyla temsil edilen bu süreçteki yürüme, içsel yolculuğu, içsel çalışmayı, öz üzerinde çalışmayı ifade eder.

Dersin en uzun bölümü asanalara ve bedenden yola çıkarak içe dönüşü sağlamaya ayrılmıştır. Yoga yolunda, sonraki ve belki de en yoğun aşama ise öz özerinde çalışmaktır.

Bir yoga dersinde onlarca asanada kalırız. Asanaların esas amacı kendimize bakmaktır. Her bir asana ve asanada kalış süresi bizim kendimize odaklanmamız için tasarlanmış küçük odacıklardır. Bedenden yola çıkarak bizi uyarır asana. Çünkü fizik beden bunun için en etkili araçtır.

Kolunuz bir yerde, bacağınız bir yerde, düşünseniz aklınıza gelmeyecek bir poza girdiğinizde, oturduğunuz yerde yapmanız çok daha zor olan bir şeyi yaparsınız; bedeninizde olup bitene bakarsınız. Bir yerlerde öyle bir kas esniyordur ki, hem o esnemeyi hissetmek hem de sağlıklı bir şekilde sürdürmek için duruşta hâkimiyetinizi korumak zorunda kalırsınız.

Bilmeden hâkimiyet kurulmaz. Hâkimiyet kurmak için ne olup bittiğini anlamanız gerekir ve bunun için kendinize bakmak zorundasınız. İşte yoga burada başlar. Asana sizi uyarmıştır. Başka türlü zihnin dikkatini bedeninize, kendinize getirememiş olabilirsiniz ama işte asana bunu başarır. Bu başarı sizindir çünkü o asanada durma iradesi sizdedir. Sizde zaten kendine bakma, içe dönme iradesi vardı ve şimdi zihin de bu iradeye ortak olmuş oldu. İşte zihni hem sakinleştirdiniz, hem de terbiye ettiniz.

Yoga öz üzerinde çalışmadır, yoga yolunda ilerleyen kişinin belki de en uzun yolu budur, yoga derslerinde asanlara ayrılan bölüm bu yolun bir provasıdır.

Zihni sakinleştirme öz üzerinde çalışmanın sonucudur. Ancak işimizin en yoğun kısmı tam da burada başlar. Öz üzerinde çalışmanın daha derinlere inen, daha yoğun odaklanma ve inceleme ve araştırma isteyen, devamlılık isteyen safhasıdır burası.

Asanaların uyarmasıyla yoğunlaşan içe dönüş, kendine bakma tecrübesi ders boyunca her bir asanada tekrarlanır. Biz fiziksel bir çalışma yaptığımız düşünürken, ders boyunca kendimize farklı bir açıdan bakmış oluruz, içe dönmüş oluruz, kendimizle farklı bir yoldan bağ kurmuş oluruz. Fiziksel olarak olduğu kadar fizikselin de ötesinde bir iyileşme yaratır bu. Kendine bakmak, kendimizle bağ kurmak daima iyileştirici, değiştirici ve dönüştürücüdür. Bu şifadır.

Beden, zihin ve psişe birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Birini diğerinden ayırarak iyileştiremezsiniz. Kendine bakma, kendiniz üzerinde çalışma asanlarda fizik bedenin uyarılmasıyla başlar ancak yarattığı dönüşüm tüm benliğinizi sarar. Ve siz nerede nasıl bir dönüşüm ihtiyacı içindeyseniz onu şekillendirme fırsatıyla buluşursunuz.

Bu değişim ve dönüşüm sizin için bir fırsattır. Yoga eğitmeni sizin için bir akış hazırlar, asana hizalanmalarını ve içe odaklanmayı hatırlatır. Ancak içe dönüp dönmemek, kendinize bakmak, kendinizle bağ kurmak tamamen size kalmıştır. Yoga ve yogayı günümüze taşıyan öğretmenler, bizi bu derslere kavuşturdular, asanaları gösterdiler. Ancak ne sınıftaki yoga öğretmeni, ne de yoga öğretisi sizin yerinize içe dönebilir.

İçe dönmek, kendine bakmak, odaklanma ve çaba isteyen bir çalışmadır. Yoga yolunda ilerlemek isteyen bir kişinin başlıca uğraş alanıdır öz üzerinde çalışmak. Yoga zihni sakinleştirmektir, zihni sakinleştirmenin kendisi yoğun bir öz üzerinde çalışma sürecidir. Bununla beraber zihni terbiye ettiğiniz, sakinleştirdiğiniz ölçüde öz üzerinde çalışma yoğunlaşır ve derinleşir. Farkındalık artar. Tıpkı Yoga Sutralarda işaret edildiği gibi artık yolculuğunuzda daha derinlere inip, “ben kimim” vb. sorusunun açılmasıyla yeni bir çalışma evresine başlarsınız.

Bu tıpkı bilimsel bir çalışma gibi, inceleme, araştırma, deneme yanılma isteyen içsel bir süreçtir. Öz nedir? Ben kimim? Gören kim? Bu sorular fiziksel olarak farklı bir açıda durmayla başlayan içe dönüş yolculuğunun belki de en uzun durağıdır. Bu sürecin temsili, yoga derslerinin en uzun bölümü olan asana akışlarıdır. Hatırlayın, her bir asana içe dönüş fırsatı sunan küçük bir odacıktı. Her bir asana kısa bir çalışma alanı. Bu yönüyle, öz üzerinde çalışmanın ilk adımları, daha derinlerde atılacak adımların provalarıdır asanadaki duruşumuz.

Yazının devam eden konu başlıkları: Kimlikleri terk - Savasana ve Bilgelik ırmağına kavuşma - dersin sonu.

TÜM YAZILAR
Bir Dersin Anatomisi: Kimlikleri Terk | Atölye Yoga

BİR DERSİN ANATOMİSİ III: KİMLİKLERİ TERK

Meral Güneşdoğmuş
14/12/2016
Artık dersin sonuna gelinmiştir. Tüm eylemleri bırakırsınız. Çünkü sıradaki asana Savasanadır. Ceset pozu. Kimlikleri terkin temsili...

İkinci bölümde “yoga öz üzerinde çalışmadır, yoga yolunda ilerleyen kişinin belki de en uzun yolu budur, yoga derslerinde asanlara ayrılan bölüm bu yolun bir provasıdır” demiştik, hatırlarsınız. Peki, bu çalışma bir dersin sonunda bizi nereye götürür, yoga yolundaki yolculuğumuz bizi adım adım nereye taşır? İşte bu bölümde de haddimizi biraz aşarak dersin sonunun temsilinden bahsedeceğiz.

Öz üzerine çalışmaktan, kimlikleri terke

Artık dersin sonuna gelinmiştir. Tüm eylemleri bırakırsınız. Çünkü sıradaki asana Savasanadır. Ceset pozu. Kimlikleri terkin temsili…

Kendine bakmak demek, kendini biraz daha tanımak demektir. Kimliklerimizi, bu kimlikleri nasıl edindiğimizi, bunların ne işe yaradığını, yarayıp yaramadığını kendimize dönüp bakmakla görebiliriz ancak. Bu kimlikleri fark edip gördükçe onlara olan ihtiyacımız da azalır. Bu kimliklere olan bağımlılığımız ortadan kalkar. Tanımaya başladıkça silinmeye başlar kimlikler. Bu çalışma devam ettikçe öz üzerinde çalışma dediğimiz şeyin sonunda geriye kalan özden başkası değildir.

İşte bu yüzden öz üzerinde çalışma bizi eninde sonun o öze götürecektir, Yoga Sutraların ikinci kitabında bunun çalışmayla ve çalıştıktan sonra sabredip beklemeyle elde edileceği söylenir. Öz varsa, taklidine gerek yoktur, öz varsa diğer kimliklerin hepsi kaybolur. Öz varken diğer kimliklerinin hiç birinin siz olmadığınızı, onların sadece birer yardımcı olduğunu görürsünüz. O yüzden tüm kimlikler düşer, artık onlarla özdeşleşmezsiniz.

Savasanada tek yaptığınız nefes alıp vermektir ki o da kendiliğindendir. Bütün beden gevşek, kıpırtısız kalır. Bedeni bırakırsınız. Artık öz üzerinde çalışmanın hiçlikle buluştuğu sınırdasınızdır. Siz diye bildiğiniz hiçbir şeyin olmadığı, benim dediğiniz bedenin artık kıpırdamadığı bir yerdir burası. Çalışmanın bitip beklemenin başladığı, beklemenin dahi son bulduğu yer...

Bilgelik ırmağına kavuşma, dersin sonu...

Yoga bizi cehaletten bilgeliğe taşır. Ancak yoga sihirli bir değnek değildir. Yoga yapanların omzuna bir gün sihirli bir değnek dokunup onları bilgelik ırmağına götürüvermez. Bizi oraya götürecek olan kendi adımlarımızdan başka bir şey değildir. Herkese açık olan bu ırmağın yolu bizzat kendimizden geçer, öz üzerine çalışmaktan geçer. Irmağın kendisi biziz; o yüzden yol, katman katman kimliklerin arkasını görebilmekten geçer. Kimin ne zaman varacağı, varıp varamayacağı ise hepimizi aşan bir sorudur, bilinmez.

Bir yoga dersinin sonu sadece bilgelik ırmağından içmenin bir temsili değildir. Dersin sonu aynı zamanda o ırmakla kısmi de olsa bir buluşmadır. Kişi dersin başına kıyasla muhakkak ki farklı bir yerdedir, yaptığı onca asanadan hiç olmazsa bir kaçında, bana göre birçoğunda, kendine dönüp bakmıştır bir şekilde. Bir şekilde kişide içe dönük bir merak uyanmıştır, bazı sorular ortaya çıkmıştır, belki cevaplarıyla birlikte. Ne ölçüde olduğu bilinmese de her dersin sonunda bir perde aralanır, bir bilinmezin önü açılır, küçük ölçeklerde bir aydınlanma yaşanır. O yüzden çoğu zaman ders bu açılıma fırsat tanımak ve bunu fark etmek için meditasyona uygun kısa bir oturuşla biter.

Hangi oturuşu seçerseniz seçin, o oturuş; karanlık, çamurlu sulardan ışığa uzanan lotus çiçeğinin, aydınlığa uzanmanın bir temsilidir. Gövdenin temelinden başlayıp, başın en tepesinden yukarı uzayan bir oturuştur. Karanlıktan aydınlığa, cehaletten bilgeliğe, ölümden ölümsüzlüğe...

Namaste!

TÜM YAZILAR
Büyümek ve Yoga | Atölye Yoga

BÜYÜMEK VE YOGA

Seçil Kavuş
11/02/2017
Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa / Böcekler gibi başlamalı yeniden.
Gülten Akın

Dağınık dikkati / bilinç akışını bütünleştirmeye yönelen yoga tekniğinin, bilinci dağıtan ve bozan duyusal çağrışımların uyandırdığı duyguları denetim altına almak için önerdiği nihai çalışma tek bir noktaya yoğunlaşmaktır. Bu yoğunlaşma, duygusal karmaşanın içinde yaşam açlığı çeken insanın edilgenliğinden kurtulması ve özerkleşmesiyle sonuçlanır. Eliade’nin belirttiği gibi, “dünyevi düşüncenin yazgısı nesneler tarafından düşünülmektir. ‘Düşünce’ dış görünüşünün altında aslında duyular, sözler ve bellek tarafından beslenen belirsiz ve düzensiz bir kırpışma gizlenir. Yoginin ilk görevi düşünmek, yani düşünülmeye izin vermemektir.”

Biz modernlerin özerklik yanılsamalarıyla dolu gündelik hayat deneyimi karşısında, tek bir nesneye yoğunlaşarak, nesneler tarafından istila edilen biricik insan olma niteliğinden sıyrılmak özerkliğe dair oldukça güçlü bir vaat gibi duruyor.

Bu yoğunlaşma çalışması fizyolojik ve manevi nitelikte birçok uygulamadan oluşuyor: “1) Sakınılacak davranışlar (yama); 2) Disiplin kuralları (niyama); 3) Beden duruşları (asana); 4) Soluma ritmi (pramayama); 5) Duyumsal etkinliğin dış nesnelerin egemenliğinden özgürleşmesi (pratyahara); 6) Yoğunlaşma (dharana); 7) Yoga meditasyonu (dhyana); 8) En üstün yoğunlaşma (samadhi).”

Ben bu yazıda, zaten yoga derslerinde deneyimlemeye çalıştığımız bu uygulamaları ayrıntılandırmak istemiyorum. Ama bütün bunların temelinde yatan düşünme ile düşünülme arasındaki mücadeleye, sizlere bir kitabı tanıtarak değinmek istiyorum. Zira modern dünyada yogayla samimi bir ilişki kurmaya çalışıyorsak eğer, böylesi bir özerklik vaadi ile gündelik hayat deneyimi arasındaki çelişkinin şiddetine çok daha fazla maruz kalıyoruz demektir. Mesele de bu çelişkiyi fark etmekten ve Dreyer’in “Ordet” filminde, deliliğin sınırlarında gezinen dindar Johannes’e söylettiği, hakiki bir imana dair sözü duymaktan geçiyor: “Ben dünyanın ışığıyım ama karanlık bunu anlayamadı. Kendi içime ulaştım ama içim beni kabul etmedi.”

Aydınlanma yolunda içimizdeki karanlığa bakmak, kurumlar tarafından nasıl düşünülmüş olduğumuzu fark etmek… Dolayısıyla sizlere yoga pratiğini destekleyecek bir yan çalışma öneriyorum: Tutunmak için değil, vazgeçmek ve veda etmek için geçmişe / çocukluğa geri gitmek ve hatırlamak.

Proust’a göre, geçmişi hatırlamaya ilişkin bütün zihinsel çabalar boşunadır. Geçmiş, zihnin hakimiyet alanından sürekli kaçar ve asla ihtimal vermediğimiz bir nesnenin içinde bize görünür. Yoga yaparken örneğin, tek bir nesneye yoğunlaşarak zihinsel akışı engellediğimizde, paradoksal bir biçimde, başka nesnelerde gizli anıların karşımıza dikildiğini fark ederiz. Bir yoga dersi, bu gizli anıları çözme ve geçip gitmesine izin verme çalışması olarak da nitelendirilebilir. Biraz daha somutlaştıracak olursak, Türkiye’de yoga yapan insanları birbirine bağlayan bazı ortak anılar vardır. Ve bazen bir yoga sınıfında birlikte yoga yaptığımız insanlarla beraber çözdüğümüz şey ortak geçmişimizdir. Diğer bir ifadeyle, ortak karanlığımız ya da ortak düşünülme biçimimiz.

Beş bin yıllık bir disipline ortalama otuz yıllık bir hayat deneyiminin içinden geçerek güncel biçimini veriyorsak eğer, derinden bir dönüşüm için hafıza çalışmasının önemi hiç de azımsanacak gibi değil. İşte Özge Samancı’nın Türkiye’de büyümeyi anlattığı otobiyografik çizgi romanı “Bırak Üzülsünler”, bu coğrafyada büyüyen ve yogada buluşan insanlar olarak bize, kurumlar tarafından nasıl düşünülmüş olduğumuzu, düşünme imkanının ışığıyla hatırlatan bir nesne olarak okunabilir.

Samancı’nın kitabı ilk kez ABD’de “Dare to Disappoint” adıyla yayımlandı. Türkçe çevirisi ise bu ay itibariyle raflarda yerini almış durumda. İngilizce başlık çok daha ilham verici: “Hayal Kırıklığına Uğratmaya Cesaret Et.”

“Türkçe eğitim sistemi içinde nasıl pelteye dönüştüğümüzün, kim olduğumuzu ve ne istediğimizi nasıl unuttuğumuzun ve nasıl olup da hatırlayabileceğimizin hikayesini anlattığını” belirten Samancı, cümle alemin hayallerini gerçekleştirmek için çırpınırken toplumun onayladığı bir ada sahip olmayı hak ettiğimizi ama karşılığında kendi sesimizi kaybettiğimizi göstermeye çalışıyor.

Bunu yaparken Türkiye’nin yakın tarihini son derece çarpıcı ayrıntılarla toplumsal ve siyasi açıdan özetliyor. 12 Eylül askeri darbesinden sonra yaşananların bir kuşağın üzerine nasıl çöktüğünü, İzmir’deki çocukluk yıllarından İstanbul’daki lise ve üniversite deneyimine kadar aktarıyor. Böylelikle, içine doğduğu koşullar ile kendi hikayesi arasındaki dengeyi sürekli koruyarak, bu topraklarda yetişen genç bir kadının bir yandan baskıcı ortam ve beklentiler nedeniyle nefessiz kalışını, öte yandan tüm bu gürültü içerisinde yeniden yola koyuluşunu ve kendi sesini duyma serüvenini seriyor önümüze.

Sonuç olarak, Melville’in Moby Dick’ini hatırlatırcasına, güç sahiplerinin, başıboş balinaların püskürtme deliğine bayrak diktiği bir avlanma hikayesi midir büyümek? Sadece bu değildir kuşkusuz. Aynı zamanda bir engelleri aşma, kendini kaybetme sonra bulma ve yine kaybetme, en sevdiğin şeylerin konforundan feragat etme hikayesidir. Ve yoga yaparken bu hikaye üzerinde çalıştığımızı, büyüdüğümüz yolları baştan sona yeniden geçtiğimizi ve geçerken pek çok şeyi elimizden bıraktığımızı söylemek sanırım yanlış olmaz.

TÜM YAZILAR
Modern Zaman Yogası | Atölye Yoga

MODERN ZAMAN YOGASI

Çağrı Tosun
31/03/2017
Kimileri çözemez kendi zincirlerini,
ama yine de kurtarıcıdır bir dost için.
Friedrich Nietzsche,
Böyle Dİyordu Zerdüşt

Geçenlerde Bora Ercan savaşçı duruşlarının adını artık kahraman duruşları olarak kullanacaklarını yazdı. Gelen yorumlar üzerine de 'Bugün bizim salonlarda yaptırdığımızın tarihsel yogayla bir ilgisi yok' dedi. Bunun üzerine bir yorum gelmemesi benim ilgimi çekti. Sanki herkesin bildiği ama dile getirmediği bir gerçek uzaktan onaylamalarla geçiştirildi gibi hissettim.

Tarihsel yoga ile popüler yoganın farkı, Yoga Sutralar ve Hatha Yoga Pradipika ile tanıştığımdan beri, değer verdiğim bir konu. Eğitmenliği bırakacak sınıra kadar konunun baskısını hissettiğimi hatırlıyorum. Daha sonra önemli konuların ne olduğunu farkettikçe bu konu da gündemimden düşmüştü, ta ki Bora Hoca'nın yorumuna kadar.

Yoga eğitmeninin yapması gereken ilk şey yoganın, ikincisi de eğitimin ne demek olduğu öğrenmek herhalde. Yoganın ne demek olduğunu öğrenmek için ilk adım insanın 5 dakikasını alır; tek yapılması gereken Google'a 'yoga nedir?' diye yazmak. Karşımıza hemen çıkanlar; yoganın kelime anlamı (en bilineni bütünleşmek, bir olmak) / Patanjali ve derlediği Yoga Sutralar / asananın yoganın sadece bir kolu olduğu / batılılaşmış yoganın tarihsel yoga ile ilgisi olmadığı olacaktır. Böylece, kısa sürede, yoga ile ilgilenmek isteyen biri en önemli kaynağa ve daha o kaynağı okumadan yoganın ne olmadığı bilgisine ulaşabilir.

Peki nasıl oluyor da yoga eğitmenleri bu kadar net bir bilgiye rağmen büyük bir kararlılıkla asanalarda uzmanlaşmayı ve güçlenmeyi yoganın tamamı gibi anlatabiliyor?

Bu soruya cevap vermek için modern kültüre bakmaktan başka çaremiz yok çünkü ne yetişiyorsa kültürde yetişiyor. Modern zamanın insandan talep ettikleri sivrilmek, başarılı olmak, geride kalmamak, kendini tanımak ve kişisel gelişim. Tarihsel yoganın talep ettikleri genişlemek, şan söhretle ilgilenmemek, varoluşu tanımak ve kişilik kılıflarını temizlemek. Taban tabana zıt iki anlayış çatışıyor ve kazanan modern kültür oluyor otomatik olarak. Bu yüzden tarihsel yoganın bu zamanda varolması mümkün değil.

Hareket eden nefes Sushumna'ya girmediği sürece, meni nefes kontrolüyle sabit hale gelmediği sürece, akıl meditasyonda doğal durumunu yansıtmadığı sürece, doğru bilgiden bahsetmek cahilce ve aldatıcı boş konuşmadır.
Hatha Yoga Pradika, I-41

Öyleyse bu imkansızlık olduğu sürece yoga eğitmenliği yapmak üçkağıtçılık olmuyor mu?

Evet, oluyor çünkü yoga adı altında ilgisiz konulardan bahsediliyor. Akrobatik bir duruşta uzun süre kalabilmek ve bu sayede kendinle yüzleşip, kendini tanımak gibi veya her gün kan ter içinde asanalar yapıp zihnin dalgalanmalarının durdurulabileceği gibi. Korkunç bir hibrid oluşmuş durumda. Kavramlar havada asılı ve birbirleriye gelişigüzel şekilde bağlanıyorlar. Buna da yoga deniyor.

Bir yandan da yapılabilecek en iyi şeylerden biri olarak ortada duruyor yoga. Varoluşsal konularla ilgilenen ender bilimlerden biri olarak, birilerinde bir ışık yakabilmek için bütün geçmişiyle karşımızda duruyor; önemli olanın 'ben' olmadığı, öznesiz bir bina dikmek için ilham vermeye hazır.

Çok zor bir iş değil ama korkutucu şunu demek: bütün asana çalışmaları bedeni meditasyon oturuşuna hazırlamak içindir. 'Öğrenci' el duruşunu başarmak, gençleşmek ve güzelleşmek istiyor. Seksi hocanın esnekliği ve gücüne hayran. Ona yogaya başladığından beri kişisel gelişiminde ne kadar ilerlediğinin söylenmesine ihtiyacı var. Korkutucu doğruyu söylemek çünkü öğrenci başka birinin ögrencisi olabilir istediğini alamazsa. Fizyolojinin meditasyon için en uygun olduğu ileri yaşlara hazırlanmak için asana pratiği yapmanın öneminden bahsetmek hiç ilgi çekici değil, poponun şekli oldukça ilgi çekici oysa. Zaten yoga yapanlar hiç ölmeyecekler de!

Siddhasana mükemmelleştirildiyse diğer asanaların
ne faydası vardır?
Hatha Yoga Pradipika, IV-114

Belimiz ve dizimiz ağrımayacak kadar güçlenmekten fazlası ne işimize yarayacak diye sorgutlamalı bir yoga eğitmeni. Yaptığımız asanaların hemen hemen tamamının 20.yy çıkışlı olduğunu da söylemeli. Bir yoga stiline veya yoga yaparken iyi hissetmeye hatta eğlenmeye karşı değil yazdıklarım. El duruşuna da karşı değil. Işığın görülmemesine ve gizlenmesine karşı.

Bu kadim öğretiyi yüzyıllarca taşıyanlara ihanet ediliyor ama daha büyük ihaneti çocuklarımıza ediyoruz. Varoluş konusu ortak bilinçten çıkıyor ve boğazımıza kadar çamura batmış durumdayız. Kendimize çeki düzen vermezsek gelecek olanlar tamamen batacaklar. Kendimiz zincirlerimizi kıramayacağız belki ama çocuklarımıza ve arkadaşlarımıza yardımcı olabiliriz hala. Önce farketmeli: korkarak yaşanmaz, sadece ölünür.

TÜM YAZILAR
Sessizliğin Bakışı | Atölye Yoga

SESSIZLİĞİN BAKIŞI

Seçil Kavuş
03/05/2017
İnsan ya bir Tanrı’ya sahiptir ya da bir puta.
Max Scheler

René Girard, “Romantik Yalan ve Romansal Hakikat” isimli kitabına Scheler’den bu alıntıyla başlar. Girard’a göre, dünyayı arzulamak ve anlamlandırmak özne ile nesneden oluşan iki taraf arasında cereyan etmez; işin içinde her zaman bir üçüncü de vardır. Yani arzunun yapısı “üçgen”dir. Özne, arzuyu dolayımlayan bu üçüncüden yola çıkarak, ona kapılarak nesneyi arzulamaktadır: “Sevinçlerin ve özellikle acıların kaynağı nesneler değildir. Yapay bir güneş olan dolayımcıdan inen gizemli bir ışın nesneye aldatıcı bir parıltı verir.”

Arzunun aracısı (médiateur, dolayımlayıcısı) modern dönem öncesinde Tanrı iken, moderniteyle birlikte puta dönüşmüştür. aracının puta dönüşmesi onun dünyevileşmesine, erişilmez bir gökyüzünden yeryüzüne, yanı başımıza inmesine işaret eder. İtibar sahibi herhangi birinin arzusu bir başkasında arzu uyandırmaya yeterlidir artık. Uyanan arzusuyla özne, aracının varlığını hedefler. Onu kendisine mal etmeyi düşler. Nesneyi de bu düşü gerçekleştirecek bir araç olarak kullanır. Yitirdiği varoluşsal bütünlüğüne bu sayede ulaşacaktır. O halde arzunun bir varoluş hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden insanlar ne kadar tutkuyla nesneleri kapışsalar da asla tatmin olmazlar. Varoluşsal parçalanma daha da derinleşir.

Girard’a göre, kendi başına arzu duyamamayı, arzunun bu taklitçi doğasını yalnızca romancılar ortaya koymuşlardır. Ancak onlar arasında da ikili bir ayrım söz konusudur: Romantik olanlar ve romansal hakikati açığa vuranlar. Romantikler modern insanın özerklik yanılsamasına tutkuyla bağlıdırlar; arzusunun dingin bir öznellikten doğduğuna inanırlar. Cervantes, Flaubert, Stendhal, Proust, Dostoyevski gibi bütün büyük romancılar ise arzunun ardındaki aracının peşine düşmüşlerdir.

Peki, tüm bunların yogayla ne ilgisi olabilir? Yukarıdaki görselin ait olduğu “Sessizliğin Bakışı” filmini izlediğimde, tek bir sahnede geçen baş duruşunun filmle ilgisi üzerine bir süre düşünmüştüm. Yönetmen dekoratif bir unsur olarak yogaya başvurmuş olamazdı. Sonrasında bunun anlamına dair bir yorumu Girard’ı okuyunca geliştirebildim.

Belgesel niteliği taşıyan filmin olanı görmekle ilgili bir derdi vardır. 1965 yılında Endonezya’da, “komünist” oldukları gerekçesiyle, aralarında filmin başrol oyuncusu Adi’nin kardeşinin de bulunduğu 1 milyona yakın insan işkenceden geçirilerek katledilmiştir. Yıllar sonra Adi, katliamın failleriyle görüşmeler yaparak onlardan olup biteni anlatmalarını ister. Ne bir hatırlama çabası, ne de bir sorumluluk ve pişmanlık belirtisi yoktur hiçbirinde. Hatta bazısı vahşice eylemlerini başlarından geçen heyecan verici bir maceraymış gibi zevklenerek anlatır. Sanki üçgen arzunun mantıksal olarak gidebileceği en uç nokta öldürme arzusunda karşımıza çıkmış gibidir. Devletin düşman addettiği bir nesneye karşı seferber olan özne, “önce çevreye saldırıp sonra merkeze doğru yayılan çürütücü bir illet” tarafından varlığının en mahrem bölgelerine kadar istila edilmiştir.

O zaman sormak gerekiyor; aracının ortadan kalktığı, dünyayla kurulan dolaysız bir ilişki biçimi mümkün müdür? Mümkünse bunu dünyaya yönelen bir bakışla ifade edebilir miyiz? Buna sessizliğin ya da izleyicinin bakışı diyebilir miyiz? Filmde Adi, arzu döngüsünde kıvranan faillere böyle bir bakış fırlatıyor aslında. Tıpkı Scheler’in ve onu alıntılayarak kuramını inşa eden Girard’ın ya da Cervantes’ten Dostoyevski’ye deha sahibi romancıların bakışı gibi. Arzuyu yenen ve düşünceye ulaşan bu bakış, kendiliğindenlik ve dinginlikle yüklü bir halden yansıyan kavrayışın bakışıdır.

Bu noktada yine Bora Ercan’ı anmazsak olmaz. Eksik uçlu metinleriyle sözü çoğaltıyor sağ olsun. Bir yazısında arkadaşının sorusunu paylaşmıştı: “Dostoyevski yoga yapsa yazabilir miydi?” Benzer bir soru yogaya başladığım zamanlar benim de aklıma gelmişti. Dostoyevski üzerinden değil ama, düşünsel yaratımın yogayla bir arada var olup olamayacağıyla ilgili olarak. Çünkü o sıralar düşünsel olanı dalgalı bir zihnin ürünü gibi görüyordum sanırım ve yoganın bir tür hiçliğe yöneldiğini düşünüyordum. Oysa düşünce zihinsel dalgalanmaların durulduğu berrak bir yerde başlar. Girard’ın edebiyat özelinde belirttiği gibi, romansal esinin kaynağında aracıdan kopuş vardır. Romanda geçmiş arzuların canlandırılmasını sağlayan, yazarın şimdi arzu duymuyor oluşudur. Romanın sonuç bölümünde yazar, kahramanı aracılığıyla tam da bu inanç dönüşümünü ifade etmektedir: Gururunun ilham verdiği seraptan vazgeçen kahraman, ruhun soluklandığı yeni bir hayatı müjdelemektedir.

O halde sanatın ve felsefenin bakışıyla yoganın bakışı arasında yakınlık kurabiliriz. Ve bu soruya “Dostoyevski zaten yoga yapıyordu” diye yanıt verebiliriz. Zira aralarındaki en büyük fark, yoginin asanayla, edebiyatçının dille düşünüyor olmasıdır. Tabi modern insanın bedenle kurduğu ilişki de aracıdan azade olmadığından yogası da arzu dolu ve romantik olabiliyor. Oysa filmdeki gibi soykırıma varmış arzuya yönelen sessizliğin bakışı bir hakikat arayışı olarak yogayla son derece temel bir yerden örtüşmektedir. Buna belki de hakikatin yogası diyebiliriz.

TÜM YAZILAR
Kişisel Gelişimin Panzehiri | Atölye Yoga

KİŞİSEL GELİŞİMİN PANZEHİRİ

Seçil Kavuş
15/08/2017
İnsanın ancak gerçeğe doğrudan bakarsa
bir geleceği olabilir.
Yüksel Arslan, Jacques Vallet

Robert Musil, 20. yüzyılın çığrından çıkmış sezgiciliğini eleştirirken, sorunun çok fazla akla ve çok az ruha sahip olmamız olmadığını, fakat ruha ilişkin konularda aklımızı çok az kullanmamızda olduğunu belirtir ve şöyle bir ifade kullanır: “Akla karşı duygudan yana çıkıyoruz ve –kuraldışı durumlar bir yana bırakılacak olursa- akıldan yoksun duygunun şişman bir budaladan farksız olduğunu unutuyoruz. Bu tutumumuzla edebiyat sanatını öylesine perişan ettik ki, insan arka arkaya iki Almanca roman okuduktan sonra, zayıflamak için bir entegral çözmek zorunda kalıyor.” Günümüzde yoganın neredeyse kankası gibi görülen kişisel gelişim kitaplarının insanda yarattığı tahribat da buna benziyor. O zaman insan merak ediyor; iki doz kişisel gelişime maruz kalındığında bir doz ne alınabilir?

Öncelikle kişisel gelişimin ne menem bir şey olduğunu ziyadesiyle anlatan Tuğçe Isıyel’in yazıları okunabilir. Bir tanesini buraya bırakıyorum. Kimsenin kimseye meditasyon yaptıramaması gibi, kimse de kimsenin bu hayatı nasıl yaşaması gerektiğini bilemez. Isıyel özetle bunu söylüyor. Mesela “koskoca bir yaşamın koçu” olmak, ne kadar hoyrat bir iddia değil mi? Birbirimize ömür biçmek yerine hikaye anlatmak dururken... Tabi hikaye anlatıcısı eşit bir yerden bakarken gördüğüne, kişisel olarak gelişen ve cümle alemi geliştirmek isteyen, başkaları üzerinde hakimiyet kurma arzusuyla yüklüdür. Vakti zamanında gelişememe kaygısı duymasının nedeni de zaten dünyayı bu biçimde, fethedici bir perspektiften görmesidir. O halde görme biçimini hiç sorun etmeden, geliştiği iddiasıyla gözlerini başkalarına dikmesi, kendisine yeni bir hakimiyet alanı yaratma arzusundan başka neyle açıklanabilir? İşte arzunun o belirsiz nesnesi...

Sonrasında yüzümüzü düşünceye dönmekten başka çaremiz yok sanırım. Bu blogta yoga üzerine bir şeyler yazmaya çalışırken, dönüp dolaşıp arzu ile düşünce, düşünülme ile düşünme, koşullanmış olan ile koşulsuz olan, parça ile bütün arasındaki ayrıma yaslandığımı fark ettim. Benim için bu ayrım, türlü gürültünün içinde hem yoga hakkında yazmayı hem de yoga pratiğini mümkün kılan bir dayanak noktası gerçekten. Bazen yoga hocalarımız soruyor; “neden buradasınız, bu saatte, buraya yoga yapmaya neden geldiniz?” diye. Soruya içimden bir karşılık vermeye yeltendiğimde ölçüyü hep bu ayrımda buluyorum. Bir civan-mukta, yani “hayattayken kurtulmuş” insan olmadığımıza göre, şu dünyadaki en makul gerçekliğimiz arafta olmaktır gibi geliyor; arzu ile düşünce arasında, ikisini birbirinden ayırt etme kabiliyetine sahip bir halde olmak...

Eğer arzudan, kişisel olarak gelişmekten filan şiştiyseniz, nisan ayında kaybettiğimiz Yüksel Arslan’ın işlerine, kendi deyimiyle “arture”lerine bakmayı deneyebilirsiniz. İki tanesini yukarıya taşıdım: “İnsan” adını verdiği arture dizisinden seçilmiş, sanrılar konulu iki parça; göz ve gördükleri ile somatognozik bozukluklar. Arslan bu dizide, insanın bedeninden ve ruhundan geçen neredeyse tüm halleri, beyninden, sinir sisteminden, cinsel yaşamından kesitlerle tasvir etmeye çalışıyor. Sanatındaki genel eğilimin, yani beşeri hayatı bütünlüğü içinde gözler önüne serme düşüncesinin bir uzantısı olarak, insanda yolunda gitmeyen şeylerle de ilgilenmek zorunda hissediyor kendini ve yakın dostu Ferit Edgü’nün ifadesiyle, insanlığın pathos’unun resimleri çıkıyor ortaya. Böylelikle bize sunduğu, bilim ile sanatın iç içe geçtiği muazzam ölçekte bir hikaye.

Kişisel geliştirici herkeste kendi imgesini ararken ve yaşamı dümdüz ederken, Arslan, insanlığın hakiki imgesinin peşine düşüyor, bütün çelişkileri ve engebeleriyle. Daha önceki yazılarımdan birinde, yoganın yöneldiği aydınlığın varoluşun kirine bulanmaktan geçtiğini söylemiştim. Tam da böyle bir “kir”i, yogadan farklı bir araçla, yazıyla-çiziyle düşünüyor, somutlaştırıyor Arslan. Öyleyse bu “düşünce ressamı”nın anısına, dostu Edgü’yle yapılan bir röportajı da buraya bırakarak bitirelim.

TÜM YAZILAR
Yasa, Yoga ve Bağzı Şeyler | Atölye Yoga

YASA, YOGA ve BAĞZI ŞEYLER

Seçil Kavuş
24/09/2017
“Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah... dedim sonra,
Ah!
Didem Madak

Malumunuz, yasanın kolu yogaya kadar uzandı. Bu kadim disiplinin yaklaşık yedi senedir Türkiye sınırları içerisinde de başını yaslayabileceği güvenli bir limanı var. “Yasal yoga” ifadesini sosyal medya ortamında ilk kez gördüğümde bu konuda bir şeyler yazmayı istemiştim. Bir yandan hukuk doktorasını kaplumbağa edasıyla bitirmeye çalışan, bir yandan iki senedir yoga yapan biri olarak birbiriyle epey ilgisiz olduğunu düşündüğüm bu iki alanın bir araya gelişi üzerine düşünmek kışkırtıcı gelmişti. Yasadan kaçarken yogaya tutulmak da mümkün olabilirmiş meğer. Sonra tezi yazmanın daha hayırlı olacağına karar vererek meseleyi rafa kaldırdım. Ancak yasadan kaçmanın gerçekten mümkün olmadığını bir süre önce başıma gelen bir olayla yeniden anlayınca meseleyi bulunduğu raftan almaktan geri duramadım.

Olaydan kısaca, isimlere ve cisimlere bulaşmadan bahsetmeye çalışacağım. Kamuyla paylaşıldığı için haberdar olduğum ve sevdiğim bir eser üzerine bir yazı yazmıştım. Yazının içinde eseri başkalarına da göstermek için doğrudan malzeme de kullanmıştım. Yani tabiri caizse eserin orasını burasını keyfi bir biçimde açık etmiştim. Bunun bir hak ihlaline yol açabileceği hiç aklıma gelmemişti. Çünkü yazıdaki asıl duygu sevilen bir şeyi başkalarına da gösterme hevesiydi, mülk sahibinin toprağından faydalanma isteği değil. Neyse sonra elimize ulaşan bir uyarı mailiyle eserin orasını burasını yazıdan “derhal” çıkarmamız gerektiğini idrak ettik. Son derece haklı ve asla direnmeden, hatta mahcubiyetle karşılanacak bir talebin neden bu denli hizaya getirici bir emir cümlesiyle dile getirildiği üzerine aldı beni bir efkâr. Eser sahibi karşısındakini ne olarak görüyordu acaba?

Çok da zor bir soru değil. Çoğunluk hiç tanımadığı uzaktaki birilerini nasıl görüyorsa öyle görüyordu. Genellikle uzağı hukukun merceğiyle görmeye alışkınızdır. Bu alışkanlığın ortaya çıkardığı manzarada, her an saldırmaya meyilli olduğunu düşündüğümüz bir uzağa karşı teyakkuzda yakınımızı sakınmakla meşgulüzdür. Özellikle “uygarlık” seviyesinde büyümüş orta sınıfın uzakla ilişkisi bu minvalde gelişmektedir.

Bunca yıllık eğitimin ardından benim elimde hukuka dair kuş kadar bir şey kaldı. Şikayetçi olduğum söylenemez; haddinin bilgisine sahip zarif bir kuş bu. Ancak her sorunumuzda ona başvurmanın, onun diline öykünmenin hiç de matah bir şey olmadığını, tam tersine insan ilişkilerinin tüm potansiyelini çürüttüğünü düşünüyorum. Çünkü hukuk tek başına içi boş bir çuval gibidir; bütün hükmünü, desteğini çektiğinde üzerine yığılacağı güç ilişkilerinden alır. Yani bir metin olarak hukuk ile onun ortaya çıkma süreci, uygulanma biçimi ve hiç uygulanmama hali arasındaki koca boşlukta güç ilişkileri vardır. Bu yüzden hukukun devreye sokuluşu genellikle adaletten öte belli bir güç ilişkisine yeniden ve yeniden can vermekle sonuçlanır. Bunun en büyük göstergesi, modern dönemde her şeyden önce mülkiyeti koruyan bir hukuk sistemiyle karşı karşıya oluşumuz değil midir?

Peki, eseri bir kenara koyalım ve yogaya bakalım. Yasa ile yogayı buluşturan nedir? Yoganın özüne sözüne uygun bir biçimde öğrenilmesi ve öğretilmesi konusundaki somut sorunlara bir çare sunmak mıdır? Yoksa icra ettiği işin doğasına saygı duyarak bir meslek grubunun haklarını korumak mıdır? Bana kalırsa bu buluşmanın amacının para işlerini düzenlemekten ibaret olduğunu söylesek çok fazla şeyi gözden kaçırmış olmayız. Böyle bir devranda yoga yasayla ancak bu şekilde düzenlenebilirdi.

Yukarıda şiirinden alıntıladığım Didem Madak, hukuk okumuş bir şairdi. Bir insanın şu dünyada katedebileceği en uzun yollardan birini katetmişti. Yasa ile yoga arasındaki mesafe de bu kadar uzundur. Yasanın dünyaya biçtiği elbiseyi yoga çıkarmak ister. Hatha yoga yaparken neden bunca ısınıyoruz? Yasanın dünyaya yüklediği anlamları teker teker yakmak için değil mi? O halde ne duruyoruz? Yoga eğitiminin parayla ilişkilenmek ve devletin müdahalesine açık hale gelmek zorunda oluşuna yanalım. Belki bu farkındalığın küllerinde dünyanın çıplaklığına bakma cesaretini bulabiliriz.

TÜM YAZILAR
Enso Üzerine: Politika ve Anarşi | Atölye Yoga

ENSO ÜZERİNE: POLİTİKA VE ANARŞİ

Çağrı Tosun
25/10/2017
Şekil şekildir, boşluk da boşluk. Siz de sizsiniz.
Shunryu Suzuki, ZEN ZİHNİ BAŞLANGIÇ ZİHNİDIR

İnsanların oluşturduğu çemberlerin kısıtlayıcılığı üzerine düşünürken, Bora Ercan’ın Jnana Eğitimi’nde tanıştığım 'enso' geldi aklıma. Zen Budizmi’nde kullanılan enso, bir ya da iki fırça darbesiyle çizilen ve özgür zihnin, bedenin yaratmasına izin vermesini ifade eden bir figür. Kapanmamış bir çember...

Çok dertliyiz ve dertli olma hali çare aratıyor. En popüler çare de bir çembere dahil olmak. Çemberin içindeki boşluğa girince, o çemberin hazır düşünme yöntemleri güven veren bir alana dönüştürüyor boşluğu. Politika, din, teknoloji hep böyle çemberler. Boşluk giderek doluyor, doldukça ağırlaşıyor, ağırlaştıkça yeni dertler yaratıyor eskilere ek olarak.

Politika çemberinin kısıtlayıcılığı bugünün Türkiye’sinde özellikle gençler tarafından fark edilmesi zor bir durum. İktidara karşı konumlanmamak aklın sınırlarının ötesinde görünüyor. Konumlandığınız anda köleliğe karşı bir muhalefet başlatmış oluyorsunuz. Artık çemberin içindesiniz, çok haklı sebepleriniz var ve saldırı geldikçe kendinizi korumak için ya savunmanızı güçlendirmeniz ya da karşı saldırıya geçmeniz gerekiyor. O çemberin içinde oluyor ne oluyorsa ve orada kaldıkça boşluk daralıyor.

O oyunu oynadıkça, kazanmak istediğinizi kazandığınızda bile ancak iktidar ile yer değiştirmeyi başarabilirsiniz. İşte bunu fark eden çemberden çıkış anahtarını cebinde bulabilir.

Yoga, doğası enso yaratmaya elverişli ama mevcut kültürün içinde bir çembere dönüşmeye uygun bir yapıya sahip. Düşük enerjili ve/veya asosyal insanların az sayıda, yüksek enerjili ve/veya sosyal insanların çok sayıda çemberle geçindiği mevcut oluş halinde, yoga çemberlerden bir diğeri olacak özelliklere sahip. Daha mutlu, alternatif bir yaşam vaat ederken kendi içinde iktidarlar, takipçiler ve muhalifler yaratabiliyor.

Yoga, işe yaramayan düşünceler başta olmak üzere, yüklerden arınmayı öğütler. İkilikleri birleştirmek için ve daha büyük birleşmeler için daha büyük ikiliklerden arınmaya bir araçtır. Enso gibi yoga da tek boşluğa sahip; içeride ve dışarıda iki boşluk yok. Doldurulacak bir boşluğu da yok. Enso gibi şaşırtıp düşünmeye teşvik eder ama çember gibi eğitime çağırmaz insanı.

Anarşi kelimesi Yunanca anarkhos kelimesinden gelir. Anarkhos 'şefi olmayan' demek. Bugünün rezil hallerinden çıkmak için, olunabilecek her alanda anarşist olmak çok değerli. Yogada anarşist bir örgütlenme mümkün: insanların sadece nefeslerini izlemek için bir araya geldiği, şefi olmayan bir örgütlenme... Her çemberi içine alabilecek boşluğa sahip ama kendisi çember olmayan bir örgütlenme...

Çember olma ihtimalini gördüğünde bir kişilik yer açan bir örgüt, ensovari bir örgüt, çemberlerin yükünden kurtulmak, sağlıklı düşünebilmek için bir araya gelinen bir örgüt ,bir anarşist örgüt hayal ediyorum....

Buda’nın dediği gibi: "Yürüdüğün yoldan önemlisi, kimlerle yürüdüğündür."

TÜM YAZILAR